tesettür ve felsefe
onun değeri ikincildir. O, ulaşacağı e kımından kendi içinde bir hiyerarşi, bir basamaklı düzen de Bu düzen, en aşağı öğelerden başlayıp insan üzerinden geçerek tanrıya kadar uzanır. İnsan, "tannnın yeryüzündeki temsilcisidir." İnsan ruhu en sonunda tanrıya yöneliktir. Felsefe, "bu evrendeki bilgelik" olarak imana dayalı bilgelik yanında ikincildir. O, iman ve teoloji yanında ancak "teolojinin uşağı" olarak bir işleve ve "imanın ön odası", "imana geçiş koridoru" olmak gibi bir yere sahiptir. Ama çağın sonlanna doğru felsefe, teoloji ile giderek artan bir karşıtlığa bürünür ve bunun sonucu olarak, felsefenin "akıl doğrusu'na, teolojinin ise "iman doğru-su"na yöneldiği belirtilerek bir "çifte doğruluk" anlayışı gelişir.III. Yeniçağ: Yeni düşünce, giderek artan bir şekilde insanı mer keze alır. Descartes'ın temel önermesi şudur: "cogito ergo sum (kendimin bilincindeyim, o halde vanm). Bu önerme, ortak, felsefe yapmak için dayanılması gereken temel ilke olur ve sonunda Kant ın Kopemı-kusvâri devrimi"nde en yüksek noktaya yerleştirilir. Buna göre, insan tini (akıl, zihin, benlik) nesnelere doğruca yönelmez; nesneler insan an lığı için önce işlenmesi gereken malzemeler durumundadırlar. Bilgi, nesnelerin zihnimizdeki doğrudan yansılan değil, tersine, anlığımızın nesnelere ilişkin duyumlamalanmızı işlemesinin ürünüdür. Böylece felsefi evreni aydınlatan "yeni güneş", ne Öreklerin "kosmos u, ne de Ortaçağın "tann"sı olur; bu yeni güneş insan aklından başka bir şey değildir. Rasyonalizm de, empirizm de, bu gelişim içinde aslında her ikisi de “özne”den yola çıkan iki ana akım olurlar. Birincisi, insanı öncelikle bir akıl varlığı olarak görür ve akıl'ı son başvuru yeri (Instanz) sayar. İkincisi için insan bir duyu varlığıdır ve duyusal deney, her türlü felsefenin de dayanması gereken zemindir (bu yüzden bu akım sensüa-lizm (duyumculuk) olarak da anılır). Ne var ki. Alman İdealizmi, Yeniçağın sonlannda tekrar Öreklerin makrokosmos-mikrokosmos öğretisine döner ve tüm gerçekliği bir mutlak "megenthantropos'un,tesettür yani bir "büyük insan"ın, antropomorfıze edilmiş, insana türdeş kılınmış bir
tanrının (dünya tini, akıl) kendini açınlaması ve bir tarihsel gelişim süreci olarak anlar.
IV. Çağdaş Felsefe:tesettür Çağdaş felsefenin, idealist spekülasyonun parçalanıp dağılmasıyla başladığı kabul edilir. Bu felsefe, somut insana, onun tarihsel yaşamına ve yaşamın her türlü fenomenine derinliğine yönelmek ister. Ortaçağ "tann"yı. Yeniçağ idealizmi ise "tin" ve "düşünce"yi tahta çıkarmışlardı. Çağdaş felsefe "tin" ve "düşünce"yi de tahtından indirir. Çünkü, artık "tin" ve "düşünce" bile, ancak insanı yaşamda ortaya çıkan fenomenler olarak görülebilirler. Onlar, olsa olsa, her kültürde değişik biçimlerde ortaya çıkan üstyapılar, İnsanî yaşamın yansımalan olarak alınabilirler. Tüm insanlığa egemen bir "tin", bir "ide" yoktur. Bir "evrensel akıl" yerine, kültürlere göre özelleşmiş göreli "dünya görüşleri" ya da daha teknik bir deyimle "metafiziksel sistemler" vardır ve tüm insanlığa mal edilebilecek bir "tin"den sözetmek gerekirse, bu, ancak bu dünya görüşlerinin niceliksel bir toplamından ibaret olabilir. Çağımız felsefesinin bir temel karakteristiği olarak şu belirtilebilir: Her türlü kültür fenomeni gibi felsefe de, "İnsanî anlam vetmeler"in ürünüdür ve onun yeşereceği en iyi toprak, bu yüzden "çoğulcu toplum" modelidir.
BELİRLEME
Felsefenin genel ve bağlayıcı bir "tanım"ı yoktur. Felsefe olarak anlaşılan şeylerin toplamına bakarak da ortak bir tanım verilemez. Felsefe hakkında bir belirleme yapmak için aşağıdaki üç yoldan hareket edilebilir: Önce, salt formel bir çerçeveleme yapılabilir; daha sonra felsefe sistemlerinin bir kataloğu çıkarılabilir ve son olarak da, özel felsefe tarzlannın bir tipolojisi verilebilir.
a)Salt formel düzlemde, felsefe üzerine bir en geniş ve bir de en dar belirleme tarzlan vardır. Örneğin Jaspers, en geniş anlamda felsefeden şunu anlar: "Felsefe, insanın kendi varoluşunun bilincine vardığı yerde düşündüğü herşeydir." Böyle olunca, en geniş anlamıyla felsefe.
her türlü insani düşünce ürününü, tüm dünya görüşlerini, şiiri, sanatı) birer form olarak kapsar. Buna karşılık felsefe, köktenci bir smırlamı ile en dar anlamda "salt düşünce" olarak da anlaşılır ki, bu haliyle, He\ gel'in spekülatif, modem kuramcıların "salt mantıksal" düşünceye inJ dirgedikleri bir şey olur. I
Bir başka formel ayrıma göre felsefe tarihi boyunca vanimış olan sonuçlar, düşünce sistemleri, aslında sürekli olarak, felsefe probIemle-| ri üzerine verilmiş yanıtlardan oluşan önermeler topluluğudur. Öyle ki,| felsefe filozoflara göre değil, problemlere göre öğrenilebilir ve öğretilebilir. Bu formel-işlevsel kavrayışı Wittgenstein şöyle ifade eder: "Felsefe bir öğreti değil,
1.Dogmatik felsefeler: Bunlar düşünce sistemlerinin büyük bir bölümünü oluştururlar. Burada felsefe, her zaman için bir "felsefi iman"ın ifadesi, dışavummudur (Jaspers) ve bu haliyle özel bir metafizik olarak kendisini gösterir. Bu tür felsefeler, kendiliğinden anlaşılır sayılan, apaçık olduğu kabul edilen ilkelerden ("dogma"lardan) yola çıkarlar ve bu ilkelere dayalı olarak ileri sürdükleri tezlerin sistemleşti-rilmesine veya aksiyomatize edilmesine yahut da doğrulanmasına çalışırlar.
2.Artistik felsefe: Bu ikinci tipte, öne sürülen düşüncelerin içerik-sel (gerçekliğe ilişkin) kapsamından çok, kavram ve fikirlerin (idelerin) çağnştırdıklanna yönelinir ve bu kavram ve fikirlere dayalı bir formel-sanatsal kurguya, bağdaşıma (Kombination) ulaşılmak istenir. Burada filozofun tutumu şairin tutumuna oldukça yaklaşır ve bu felsefe tipinde eleştirel bir kavrayıştan çok, bir "kavramsal şiirleştirme"den sözedi-lebilir: Bu felsefe tipinin en büyük örneği Hegel'in felsefesidir; ama günümüz de içinde olmak üzere, bu tip, büyük bölümüyle Alman felsefesi için karakteristiktir. Bu tip felsefede, geliştirilen düşünceler çoğu kez "diyalektik" kanıtlamalarla ve yine çoğu kez kökleri belli bir ulusal dilin etimolojisinde yatan ve oradan türetilen ve belli bir şiirsellik taşıyan adlandırmalarla desteklenir.
3.Eleştirel-işlemci felsefeler:tesettür Bu tip felsefeler, yukandaki iki tip felsefenin eleştirisinden ortaya çıkarlar. Bu felsefeleri belirleyen temel kavrayış "bilimsel kavrayış"tır ve eski (geleneksel) felsefe kavrayışlarından aynlmak istenir. Buna göre çağdaş bilimsel düşüncenin temel özellikleri, eleştiricilik, yöntemsellik ve çözümleyicilik olarzık kabul edilir ve bu düşünceyi felsefeye de sokmak, onu da bilimsel bir kalkış noktasından hareketle temellendirmek gereği vurgulanır. Ne var ki, "bilimsellik"ten anlaşılan şey konusunda bu felsefeler arasında bir birlik yoktur ve bu tutum altında çok çeşitli alt-tipler, çeşitli eleştirel-işlemci felsefeler oluşur. Örneğin bu alt-tipler arasında Kant'ın eleşti
relciliği (kritisizm), modem fenomenolojinin aşkın-çözümleyic mu yanında, "bilimsel" (ama daha özel ve belirgin anlamıyla fic") felsefeler sayılabilir ki, bu sonuncular, giderek modem doğa bir mini örnek alan bir tutumla çalışırlar. Ne yazık ki, bu sonuncular ara sında. Ortaçağda "teolojinin uşağı" kılınan felsefeyi bu kez de "bilimin uşağı" yapmak isteyen aşırı tutumlara rastlanmakta ve felsefe burada sadece bir yöntem, bilgi ve bilim öğretisine indirgenmektedir. Bunlann yanı sıra oldukça yaygınlaşmış olan işlevselcilik ve nihayet pragmatizmin bir uzantısı olarak işlemselcilik (operasyonalizm) de benzer tutumlara sahiptirler. Ne var ki, bunlann her birinde, yine de, kendi deyimleriyle "meta-kuramsal", yani metafıziksel tasanmlann önemli bir rol oynadıkları görülür.
4. Filolojik-hermeneutik felsefe: Bu felsefe, bir yere kadar, bir "yeniden-imleme" (Resignation) ve "yeniden anlamlandırma felsefesi olarak görülebilir. Bu felsefede, herşeyden önce özel bir yaratıcı bakış la geleneğe yönelmek esastır ve bir benzetme ile anlatmak gerekirse, burada bir ölçüde yeni şarabı eski fıçılara doldurmak denenmektedir. Aslında salt filolojik yönelim, özgün anlamıyla felsefi bir yönelim sa yılamaz; tersine, eski metinleri inceleyip yorumlama ve bu metinlerin felsefe ve kültür tarihi bakımından içinde yer aldılan bağlama işaret etme, tarz ve tür bakımından tin bilimlerine (Geistesvvissenschaften) ait bir etkinliktir. Buna karşnlk hermeneutik yönelim, eski metinleri "anlayarak" (verstehend) açımlama ve bunlan günümüzle bağlantıya getirme konusunda tin bilimcinin ve filozofun sürekli olarak tinsel bakımdan etkin olması ve bir "bütüncül anlam"dan hareket etmesi gerektiğini ileri sürer.
5. "Salt" felsefeler: Buraya kadar anılan tüm felsefe tiplerine bunlann hepsinde, bağımsız ve "salt" bir tavırdan çok sistematize edilm" dünyagörüşlerinin (bunlar ister idealist spekülasyonlar olsunlar isterse bilimsel yöntemcilik vb. olsunlar) öngeldiği, yönlendirici olduğu sö lenerek karşı çıkılabilir. Bu dummda, felsefe yapmanın tek olana” ni her türlü dünya görüşünden bağımsız bir "salt felsefe" olana”tesettür
