tesettür ve felsefe bilgi

tesettür ve felsefe bilgi

 cak insanı salt bilme olanaklarıyla merkeze alan, onun bu salt olanaklar dışında edindiği herşeyi bir parantez içine sokan bir tutumla ortaya çıkabilir. (Yeni Kantçılık da içinde olmak üzere) Kant'tan Husserl'in fe-nomenolojisine kadar böyle bir "salt felsefe"nin dayanakları hep araştırılır. Ama bu tür felsefelerin ardında da aşkın bir öznelciliğin yattığı görülür. Özellikle bu tür felsefenin geç örneklerinde (Husserl) giderek metafiziksel tasanmlara daha çok başvurulur.
FELSEFENİN KÖKENİ
İnsanın felsefe yapmaya neden ve nasıl başladığı somsuna yanıt verebilmek için, aslında felsefeyi tüm tarihiyle birlikte izlemek gerekir.
a)Platon'dan beri, insanı felsefe yapmaya iten şey, onun kendisini bir ara-durum içinde görmüş olmasıdır. O, kendi altındaki doğa ile kendisini aşan (übermenschliches) arasında kalmıştır. İnsanı aşan şey, örneğin (ve başlıca) tanndır. Tann felsefe yapmaz; çünkü o hakikate zaten kendinde sahiptir. Hayvan ise felsefe yapamaz;tesettür çünkü o soru soramaz. Ancak insan, yani hem tanrısallıktan hem de hayvanlıktan bir şeyler taşıyan, yani "zenginlik ve yoksulluğun çocuğu" olan bu varlık, kendi durumunu "arada kalmış bir nelik (mahiyet)" olarak saptayabilir ve bu durumuna sonradan lânet de okuyabilir.
b)Bu temel durumdan hareketle pek çok felsefi iddia ortaya atılır. İnsanın bu arada kalmışlığı. Platon ve Aristoteles'ten beri hep bir hayret konusu olmuştur. Bu hayret, olgular karşısında ve evren bilmecesi hakkında duyulduğu kadar, insanın kendi iç dünyası için de duyulmuştur (örneğin Seneca'dan Kant'a kadar, "üstümdeki yıldızlarla dolu gökyüzü ve içimdeki ahlâk yasası" sözünün hep tekrarlanageldiğini görürüz). Felsefe tarihini dolduran olumlu-olumsuz çözüm denemeleri hep bu arada kalmışlığı kavramaya yönelik olmuştur.
c)Çözüm arayışları felsefeye giden yolu da açmıştır. Çözüm ara
yışlan, öznel anlam sorunundan (yaşamın anlamı) bilimselciliğe k çok çeşitlidir.
FELSEFEDE SINIFLANDIRMA
Her sınıflandırma, sınıflandınlacak olan şeyi, parçalan olan bel bir bütünlük ve birlik olarak varsaymakla yapılabilir ve bu felsefe içiı de böyledir. Ne var ki, felsefenin, filozoflar veya "felsefelefce üzerini de uzlaşmaya varılmış böyle bir bütünlük ve birliği yoktur. Felsefeyi] sistematik olarak sınıflandırmayı denemek bir yana, felsefede her türlü sistematiği kökünden yadsımak da olanaklıdır. Örneğin, Nietzsche'ye göre "sistem kurmaya yönelik her istek, tam olarak haklı çıkma ihtiyacına dayanır."
Buna karşılık "sistem" ve "sistematik" düşüncesi her zaman vardır ve bu düşünceyle felsefe geleneğini de sistematik bakımdan sınıflandırma denemelerine hep başvurulur. Felsefeye ilişkin bir sınıflandırmanın ilk örneğini Aristoteles'te buluruz: O, felsefeyi önce "ilk felsefe" (metafizik) ve "ikinci felsefe” olarak ayınrsa da, öznel açıdan insanın yöneldiği üç ana felsefe alanı olduğunu söyler; Teorik felsefe, pratik felsefe, poetik felsefe. Aristoteles'ten sonra, onun yaptığı üçlü ayrıma çok sıkı bir benzerlik içinde, 1. mantık (kanonik), 2. etik, 3. fizik (gerçeklik öğretisi) ayrımı yapılır. Kant tan sonra yapılan teorik, pratik, estetik felsefe alanları ayrımı da büyük ölçüde geleneksel ayrımı izler.
Aşağıdaki sınıflandırma kaba bir bölümleme olarak anlaşılmalıdır. Bu sınıflandırmada günümüz felsefi tematiğinden yola çıkılmış ve aşağıdaki tablo, sistematik felsefede bir genel döküm için temel oluşturmak üzere geliştirilen "Düsseldorf sistematiği" esas alınarak düzenlenmiştir. Ondalık sınıflandırma felsefede kullanışsız olduğundan tablo sayısal sınıflandırmaya göre
HOFFMANN, E., Ûder die Problematik derphilosophiegeschich-tlichen Methode, in: Platonismus und chhstliche Philosophie, 1964.
The Historiography ofthe History of Philosophy. in: "History and Theory", 1965.
GELDSETZER, L., Philosophie der Geschichte der Philosophie im 19. Jahrhundert, 1967.
GENEL BETİMLER
ASTER, E.V., Geschichte der Philosophie (Kröner), 13.baskı, 1960.
FISCHER, K., Geschichte der neueren Philosophie, 10 Cilt.
GLOCKNER, H., Die europaeische Philosophie von den Anfa-en-gen bis zur Gegenwart, (Reclam), 1958.
HIRSCHBERGER, J., Geschichte der Philosophie, 2 cilt, 4.baskı, 1960.
MEYER, H., Geschichte der abendlaendischen İVeltanschauung,
5 Cilt, 1947, 2.baskı 1950.
SCHWEGLER, A., Geschichte der Philosophie im Umriss.
ÜBERWEG, F., Grundriss der Geschichte der Philosophie, 13. baskı, 5 cilt, 1953 (P. \Vilpert tarafından 8 cilt olarak yeniden yayımlanmıştır).
VORLAENDER, K., Geschichte der Philosophie, 3 cilt.
WINDELBAND, W., Lehrbuch der Geschichte der Philosophie.
15. baskı, 1957.
GÜNÜMÜZDE
BOCHENSKI, J.M., Europaeische Philosophie der Gegenwart 1951.
KLİBANSKY, R., Philosophy in Midcentury, 4 cilt, 1961/62.
LANDGREBE, L., Philosophie der Gegemvart. 1952.
SCHMIDT, R. (yayıncı), Die Philosophie der Gegenyvart in Selbstdarstellungen; 7 cilt, 1921-1930.
Aristoteles, mantığın babası, mantığı tanımlamayı unutmuştur.tesettür Belki de bu yüzden, bugüne kadar bir mantık tanımı üzerinde birleşile-memiştir. Ama buna karşılık, herkes bu disipline, onun temel özelliğine bakarak "formel mantık" olarak bakar ve Aristoteles'ten günümüze kadar da böyle öğretilegelmiştir.
Çok genel bir ifadeyle, formel mantığın çıkanm tekniklerini konu edindiği ve çıkanmlann geçerliliği ile önermelerin içeriğinden, bu önermelerin taşıdıklan özel anlam içeriğinden bağımsız olarak, sadece onların "form"u yönünden ilgilendiği söylenebilir.
a.Geleneksel Formel Mantığın Konusu
Geleneksel biçimiyle formel mantık, kategorik ve modal kavramlar mantığından oluşur ve bu haliyle bileşik önermeler mantığının çok küçük bir bölümünü de içerir.
a)Aristoteles mantığı, temelinde bir soyut kavramlar mantığıdır; "kırmızı”, "insan", "ölümlü". A, B, C ile gösterdiğimiz kavramlardır. Aristoteles, kendi kategorik yargılar mantığında, yargılan dört form içinde ele alır; "Tüm A’lar B'dir", "Hiçbir A, B değildir”, "Bazı A'lar B'dir", "Bazı A'lar B değildir". Bu önerme örneklerine göre o, "mantıksal kare" denen bir grafiğe göre kurallar koyar. O, tasım yöntemini, buna dayanarak, bir ve aynı "orta terim"e sahip iki öncül önermeyi içeren ve bu öncüllerden kalkarak orta terimi içermeyen bir önerme (sonuç) elde etme yolu olarak gösterir. İki tasım örneği ile yetinelim;
b)Aynı şekilde Aristoteles, modalitenin (kiplik) zorunluluk v imkan olarak görülmesi halinde, "her A zorunlu olarak B’dir" gibi 010^ dal yargılan da ele alır, modal yargılann kapsayıcı bir tasımını kurma-ya çalışır.
c)Antik mantık, hem Aristoteles hem de Stoa okullarında, dilbi). gisinde "bileşik" adıyla anılan yargılan da aynı tarzda ele alıp işlemiştir. Bu "bileşik" yargılar, değilleyici (değil), tümel evetleyici (ve), seçenekli (ya, ya da) ve koşullu (eğer, öyleyse) yargılardır. Bu yargılar, hipotetik (koşullu), konjunktif (bitiştirici) ve disjunktif (aynk) sonuçlar verirler, tıpkı, basit yargılann kategorik ya da modal sonuçlar vermesi gibi.
Sözü edilen bu çıkanm kurallan, Antikçağdan bu yana, hiçbir önemli değişikliğe uğramadan aynen kalmışlardır.
b.Geleneksel Mantık: Formelleşmemiş Mantık
Geleneksel mantık, formelleşmemiş mantıktır; çünkü bu mantık günlük dildeki sözcüklerle iş görür. Bu mantıkta doğruluk, sözel ifadenin yapısına göre değil, tersine bu ifadenin işaret ettiği görsel anlama göre temellendirilir. Onun çıkarım yöntemlerini çözümlemesi, ne var ki, sözcüğün iki anlamlı olması halinde bile, dikkati çekecek kadar yanılgıdan arınmıştır. Ama bu mantık, görevini, önerme ve çıkanmlann temel türlerinin ruıcak bir kaç adediyle sınırlar. O, başlangıçtan beri kendini bunlarla sınırlamıştır. Öyle ki, zaten bu mantığın elde ettiği sonuçlar, sadece "sağlıklı insan aklı"na, sağduyuya dayalı ilkelerin apaçıklığını onaylamaktadır.tesettür