tesettür ve balkanlar konu
mek için Osmanlı hakimiyeti boyunca birikmiş olan Osmanlı etkilerj^j kendi deyişleri ile "Şarkın lekeleri"nden arınmayı zorunlu görüyorlard Batıdan yardım almakta hem de bir tarih ve kolektif kimlik oluştumu^J^ bir strateji idi. Bu hikaye onları, kendilerini Batı ile ittifak halinde siz bir gelenekle kutsanmış bir millet olarak düşünmeye teşvik ediyof,!*^ durumda. Yunan bağımsızlığından itibaren Balkanlarda her yeni kendisini uygarlık ve barbarlığın sınırında görmesine, Türk fetihlerini!) Avrupa çevresinden kopardığını iddia etmelerine ve siyasî, sosyal,kültitd*'*nomikvegündelikyaşamlarını kuşatan "Osmanlı mirasını"tasfiyeyeçaiış^ şaşmamak gerekiyor.
Ulusu etnik değil, kültürel bir cemaat olarak algılayan Moschopolislijj. ve Neofitos Dukas, dil ve kültür açısından Yunanlılığı benimseyen herkesiîn^ sayıyordu.tesettür Dukas 1815’te Patrikhaneyi Yunanca’nm yaygınlaştınlmasınavji tün Balkan Ortodokslarmın Helenleştirilmesine davet etti. Eflak metron-İgnatus Dukas'ın kiliseye yönelik eleştirilerine karşılık Fransız ihtilalinitj| ettikten başka kilise vasıtasıyla Balkan Ortodokslarmın patriğin şahsında®; Rum adı ile bir millet teşkil ettiği cevabını verdi. Dukas’ın talepleri Patrikhıt değil ancak müstakbel Yunan devletinin başlıca gündemini teşkil etti. Bunat şılık. Patrikhane, aydınlanma taraftarlarına karşı tavrını değiştirmedi. 181 laik aydınların kitaplarını heretik ilan etti ve yeni doğan çocuklaraantikk isimleri verme modasını aforoz etti. Küçük tüccarlar, entelektüeller veburp. grupları aydınlanma fikirlerini savunurken Patrikhane, ruhban sınıfmınûsb demesi ve Fenerlilerin büyük bir kısmı karşıt görüşte idi. Kocabaşılarveıtç tüccarlar ise eğitim projelerine destek vermelerine rağmen Bâbıâlî’yekatşif şilecek bir ayaklanmada servetlerini tehlikeye atmak istemiyorlardı.
1814’de Athanasios Tsakalof, Nikolaos Skuphas ve Manuel Ksantostri dan Odesa’da kurulan "Philike Hetaireia (Filiki Eterya) Cemiyeti'" Ruralaraff-da yeşeren bağımsızlık fikirlerini fiiliyata geçirdi. Örgütün başında RusÇaı*^ yaveri Aleksander Ypsilantis (İpsilanti) bulunuyordu. Rus dışişleri bakanlı?»^ bulunan ve 1827 Yunan hükümeti’nin de başına geçecek olan Kapodistriaoı?' tün bir diğer nüfuzlu üyesi idi. 1819'da örgütün, çoğunluğunu tüccar, öp*®* subay ve sair ileri gelen Rumların teşkil ettiği, 452 üyesinden Z^ûnıbliî^'
BALKANLAR EL KİTABİ |483
piliki Eterya, isyan hazırlıkları için Rusya’nın bağımsızlık hareketinin arkasında olduğu propagandası ile ayaklanma için para ve silah teminine girişti ve ileri gelen Yunanlılar, ruhban, kleftler-haydutlar, tüccarlar arasında bir uzlaşma sağladı, piliki Eterya, isyanın çekirdek kitlesini metropolit ve kleftlerin teşkil ettiği Mora, ayaklanma yanlısı bazı Fenerlilerin bulunduğu İstanbul ve Fenerlilerin yüzyıldır voyvodalığında bulundukları Eflak ve Boğdan olmak üzere üç yerde isyan çıkarmayı planlıyordu. Osmanh hükümeti bu sırada Tepedelenli Ali Paşa isyanı ile meşguldü. Onun Rumların isyan hazırlıklarına dair İstanbul’a gönderdiği haberler, muhaliflerinden Rikâb-ı Hümâyûn kethüdası Halet Efendi vasıtasıyla tekzip edilmiş ve Mora’ya tahkik için gönderilen Divan-ı Hümâyûn tercümanı Maurizi Bey’in Rum reayanın sadakatinden emin olunmasına dair raporu üzerine Halet Efendi’nin Ali Paşa’yı Yanya valiliğinden azlettirmesi, Paşa’nın isyanına sebep olmuştu. Ali Paşa’nın isyanı ancak 5 Şubat 1822’de bastırılabildi.
Tepedelenli’nin isyanından yararlanmak isteyen Aleksandr İpsilanti, 6 Mart 1821’de 450 gönüllü ile Eflak-Boğdan’a girdi. İpsilanti bu suretle Rus yardımını sağlamayı ve Balkan Ortodokslarını ayaklandırarak genel bir ayaklanma çıkarmayı ümit etmişti. Fakat, Romen köylüsü Türklere değil, toprak ağası boyarlara ve Fenerli beylere saldırdı. Todor Vladimirescu ve Romen boyarlar ise Fenerlileri atmak niyetinde idi. Sonuçta, Vladimirescu’nun İpsilanti’nin adamları tarafından öldürülmesi Romenleri Rumlar aleyhine çevirdi ve Haziran ayında Osmanh kuvvetleri İpsilanti’yi bozguna uğrattılar. İstanbul’da ise herhangi bir girişim olmadı. Mora’daki hazırlıkları Dimitrios Ypsilantis yürütüyordu. İsyan, 25 Mart 1821’de Patras metropoliti Germanos tarafından başlatıldı ve kısa sürede bütün Mora ve adalara yayıldı. Mora isyanı’nın ve asilerin yakaladıkları Türkleri katlettiklerinin İstanbul’da duyulması büyük bir infial uyandırdı. Patrik V. Grigorios, 4 Nisan’da isyancı bütün Rumları aforoz etti, ancak isyanda parmağı olduğu şüphesi ve cemaati içindeki isyan hazırlığım hükümete bildirmediği için 10 Nisan’da asılmaktan kurtulamadı. Konya’ya sürülen Halet Efendi de boğduruldu. Patriğin ve onun ardından Tarabya, İzmit ve Edremit piskoposlarının idamı, Avrupa kamuoyunu Osmanh aleyhine çevirdi. Rusya isyanı bir Hıristiyanhk-Müslümanhk davası şekline sokarak 28 Haziran’da Osmanh Devleti'ne 8 gün süreli bir ültimatom verdi. Rusya "Müslüman bağnazlığı sonucu yakılan veya tahrip edilen kiliselerin tamiri, Hıristiyan dinine ciddi koruma ve güvence sağlanması, ayaklanma olan yerlerde suçlularla suçsuzların birbirinden iyi ayrılmasını" ve Eflak-Boğdan’da anlaşmaların uygulanmasını istiyordu. Bâbıâli, Rusya’nın taleplerini geri çevirince Rus elçisi 8 Ağustos'ta İstanbul'u terk etti. Bu hareket liberal ve milliyetçi akımlara karşı Viyana Kongresi kararlarına ve Meternih sistemine vurulan ilk darbe idi. Ancak, Rusya, müdahale için gerekli desteği bulamadı.
Yunan isyanı, Sırp isyanından farklı olarak başından itibaren Avrupa’da geniş yankı uyandırdı. Bunun başlıca sebebi, yukarıda belirtildiği üzere Rönesans ve
484j BALKANLAR EL KİTABI
Hümanizm hareketleri sonucunda Avrupalı aydınlarda oluşan Hele idi. Lord Byron, Lord Guilford, Delacroix, Victor Hugo ve Beethoven Yunan davasına destek verdiler. "Harhar" Türklere karşı savaşmak da AvrupalI gönüllü Mora’ya koştu. Ancak, Balkan tarih yazıcılığının olarak yücelttiği haydutlar ve Yunan örneğinde kleftlerin herhangi bj, ve ulusal bilinçleri yoktu, baladları halkı milliyetçilik adına veya bağı m, kurmak için ayaklanmaya da çağırmıyordu. Üstelik hepsi ümmî idiler halklarının kültürel ve tarihsel geleneklerinden de habersizdiler. Meşbu S lerden Nikotsaras kendisinin Eşil’e benzetilmesine içerleyerek "£ş(7ğ,b|,' tüfeği çok mu adam öldürdü?" diye sormuştu. Oysa Helenperestler, Uoı savaşçılarının esir torunlarıyla omuz omuza savaşacaklarını unınnji^^' Yunanlıların âdet, alışkanlık ve davranışlarının takbih ettikleri Türklerey diğini fark edip, antik Helen geleneğini neredeyse hiç umursamadıklannijoıy hayal kırıklığına uğradılar. Asiler Patras metropoliti Germanos'un işaretıjj üzere din taassubu ile Türkleri Mora’dan atmak ve mallarını gasp Türkleri kıyımdan geçirdikleri gibi, kendilerine yardım için gelen Avrupa!)^ nüllüleri de soymaktan çekinmiyorlardı.
Ayaklanma liderleri, 1 Ocak 1822’de Epidor'da bağımsızlık ilanıylaki^ met kurdular. Beş kişilik Yürütme Konseyi’nin başına A/eksandr Movrokoniıtj getirildi. Ayrıca, 59 kişilik bir meclis teşkil edilerek başına Demetndsİpslıg geçirildi. 1823’de ayaklanmacılar arasında ihtilaflar çıktı ve Mavrokotıiû< Ypsilanti ve George Kunduriotis ile kleftlerin lideri Teodoros Kolokotıoııisj raftarları birbirilerine girdiler. Osmanlı Devleti ise isyanı kontrol altınaalu;.tesettür yordu. Tepedelenli Ali Paşa'mn 5 Şubat 1822 de öldürülmesine rağmen,Osui Devleti bu gaileden kurtulmaktan bir yarar sağlayamadı. Bağımsızlıkilaımiı sonra müstakbel Yunanistan’ı Rus nüfuzuna bırakmak istemeyen İnjiiaı Ağustos 1822'de Osmanlı politikasını değiştirerek Yunan davasını desteklenjs başladı. Avusturya ise Osmanlı hükümetine desteğini sürdürüyordu,İsyatlib ladığında Fransa, Doğu ticareti için ciddi bir rakip olarak gördüğü Yuıııi: desteklemek istememişti. Ancak, Rusya ve İngiltere’nin isyancılar lehinetıc koymaları Fransız politikasının değişmesine sebep oldu.
Bâbıâli, isyanının bastırılması için 1824’de Mısır valisi Mehmet Ali Paşalî yardım istedi. Kendisine Girit ve Mora valiliğinin verilmesi mukabilinde ıs göndermeyi kabul eden Mehmet Ali Paşa, oğlu İbrahim Paşa kumandasıniî' gemi ve 16.000 piyadeyi Mora’ya sevk etti. İbrahim Paşa ordusunun İd 1825'te Mora'ya çıkmasıyla isyanın seyri değişti ve Mısır birlikleri isjatf tenkil etmeyi başardı. Çarpışmaların en şiddetlisi, âsilerin merkeziMisol# oldu ve 1826 Nisanında Misolongi, Tripoliçe, Argos ve Kalamata teslim İsyanın bastırıldığı sırada Avrupalı devletlerin müdahalesi Yunan bağı®^ ğına giden yolu açtı. İngiltere, daha 1823 Martında Yunan asilerine
BALKANLAR EL KİTABI İ485
sıfatını tanımış ve onları ayrı bir "varlık" olarak kabul etmişti. Çar Aleksandr jse özerk bir Yunanistan’a sıcak bakıyordu. Mehmet Ali Paşa'nm Mora ve Girit'e yerleşecek olmasından rahatsızlık duyan İngiltere, BabIâli'ye bir nota vererek, Mısır kuvvetlerinin Misolongi'ye ilerleyişi durdurulmasını istemişti. Öte yandan. Aralık 1825'de Çar Aleksandr ölümü ile yerine geçen I. Nikola Osmanlı politikasını sertleştirmişti. 1. Nikola, Yunan isyanına büyük ilgi duyuyor ve İngiliz hükümeti gibi Mehmet Ali Paşa'nm Mora ve Girit’e yerleşmesini kendi çıkarlarına aykırı buluyordu. Bu düşüncelerle harekete geçen İngiliz ve Rus temsilcileri 4 Nisan 1826’da "St. Petersburg Protokolü"nü imzaladılar. Buna göre, Yunanistan, OsmanlI Devleti’ne vergi veren muhtar bir devlet haline getirilecek ve bütün Türkler Yunanistan'dan çıkartılacaktı. Bu amaçla, iki devlet isyancılarla Osmanlı Devleti arasında aracılık yapacak, Bâbıâli bu aracılığı kabul etmezse, bu esasları herhangi bir çözümün temel ilkeleri olarak savunacaklardı. Ayrıca, diğer devletlerinde bu protokole katılması sağlanacaktı. Avusturya ve Prusya protokolü reddederken, Fransa kabul etti. Meternih sistemini ihlal eden Petersburg Protokolü, 1827 Nisanında Bâbıâli’ye resmen tebliğ edildi. Rusya, bu sırada Kapodistria'yı asilerin ilan ettikleri Yunan cumhuriyetinin başına geçirdi. Bâbıâli, isyanın iç meselesi olduğunu bildirerek Haziran ayında protokolü reddetti. İngiltere, Rusya ve Fransa arasında 6 Temmuz'da Londra Anlaşması imzalandı. Anlaşma, Bâbıâli St. Petersburg Protokolünü kabul ettiği taktirde asilerle Bâbıâli arasında bir mütareke yapılmasını ve Yunan devletinin kurulmasını, aksi halde üç devletin Yunan asilerine yardım etmelerini ve Bâbıâli’ye baskı yapılmasını öngörüyordu. Osmanlı Devleti’nin, bu anlaşmayı da reddetmesi üzerine harekete geçen İngiliz ve Fransız donanmaları Rus filosuyla birlikte Mora ve Çanakkale Boğazını abluka altına aldılar ve Mehmet Ali Paşa’nm Mısır’dan göndereceği takviye kuvvetleri engellemek amacıyla 20 Ekim 1827’de Navarin’de Osmanlı donanmasını yaktılar. Bâbıâli, her üç devletten de tazminat istedi ise İngiliz, Rus ve Fransız elçileri, sorumluluğu Osmanlı kaptanlarının üzerine yüklemeye kalkınca, Bâbıâli görüşmeleri kesti ve elçiler İstanbul’u terk ettiler. İngiltere ve Fransa, savaşmak niyetinde değildi. Ancak, Rusya 26 Nisan 1828’de Osmanlı Devleti’ne savaş açtı.
Bu sırada İngiltere ve Fransa, Mısır askerlerinin tahliyesi konusunda anlaştılar ve Fransa Mora’ya 30.000 asker çıkardı. 1828-1829 Osmanh-Rus Savaşında Osmanlı ordularının yenilgisi ve Rus ordularının Edirne’ye girmeleri üzerine imzalanan Edirne antlaşması (14 Eylül 1829) ile Bâbıâlî Yunanistan’ın bağımsızlığını kabul etmek zorunda kaldı.tesettür Aynı anlaşma, Sırbistan’a özerklik veriyor ve Eflak-Boğdan’da Rus nüfuzunu tanıyordu. Edirne Anlaşması Rusya, İngiltere ve Fransa’nın 22 Mart 1829’da Yunan bağımsızlığı ve sınırlarına dair Londra’da imzaladıkları protokolü esas alıyordu. Bâbıâlî, 3 Şubat 1830 tarihli Londra protokolü ile Yunan bağımsızlığım resmi olarak onayladı. Böylece, Yunanistan Balkanlarda kurulan ilk ulus devlet oldu. Yunanistan’ın sınırları Attika, Mora yarımadası ile Eğriboz, Kuzey Sporad ve Kiklad takımadalarından oluşuyordu.
Harita 22: Yunan devletinin bağımsızlığı ve genişlemesi
Yunanistan’a bırakılan işlenebilir toprakların 1/2’si ilâ 3/4'ü isyanöıiceij de Müslümanlara aitti. Hıristiyanların elindeki arazinin çoğu ise kocabajljt, elindeydi. Mora'da yaşayan Türk nüfus tahminen %9,1 ile 11,9 (63.600-5(l,| dolayında idi. İsyancıların hedefi Türkleri Mora’dan çıkarmaktı ve bu tıtt; isyan sırasında 40-50.000 dolayında Türk’ün canına mal oldu. Yunanlı tarfe. lere göre ise isyan öncesinde Mora’da 360.000 Yunanlı, 40.000 dolayındal® yaşıyordu ve isyanda 25.000 dolayında Türk öldürülmüştü. Bunun yanıt, Museviler de isyancıların hedefi olmaktan kurtulamamıştı. Yukarıda beliıt-ği gibi, Rigas, müstakbel Helen Cumhuriyetinde Türkler dahil bütün balfe eşit haklar öngörmüştü. Ancak, isyanın daha ilk günlerinde Patras, Kalana Livadya, Manumvasia, Navarin, Tripoliçe, Akrokorint ve Atina’da Türklerlajıs dan geçirilmiş ve kısa sürede Mora’daki Türk nüfus neredeyse tamaıneıi|il edilmişti. Yunan Meclisi ise 6 Nisan 1826’da kaçabilenlerin geri dönüşünü: lemek üzere Türklerin Yunanistan’da ikamet edemeyecekleri kararını almıştı Nisan 1826 St. Petersburg ve Mayıs 1829 protokolleri ise isyanda Yunanlık eline geçen bölgelerde mülkiyet hakkı Türklere ait olan gayrimenkullerinılf lerinin mülk sahiplerine ödenmesini hükme bağlıyordu. Ancak, 3 Şubat İ Londra Protokolüne göre "savaş kuralları" gereği kaybedildiği iddiasıylaHîi ve adalarda gayrimenkulü olan Türkler tazmin edilmeyecek, sadece Tûrkasfc birliklerinin kontrolünde iken tahliye edilerek Yunanistan’a devredilecekti-Eğriboz ve Attika yarımadasındaki toprakların sahiplerine tazminat ödenecek Bu durum vakıflar içinde geçerli idi.
İngiltere, Rusya ve Fransa, yalnızca Yunan bağımsızlığını garanti etmekltl* madılar, aynı zamanda Yunanistan Krallığına Bavyera Kralı 1. Louis’inoglnî^ Otto'yu (1832-1862] getirdiler. Böylece, Balkanlarda ithal Alman kökenli
ler dönemi başlamış oldu. Bu durum her üç devlete Yunanistan’ın iç ve dış işlerine müdahale için meşru bir zemin yarattı. Nitekim, Yunanistan’da kurulan ilk partiler Rus, İngiliz ve Fransız partileri idi. Yunan bağımsızlığı, netice itibariyle Çarın ordularıyla geldiği için bu durum toplumun militan gruplarını öne çıkardı. Ulus devlet, toplumun sivil temelleri henüz oluşmadan kurulduğundan ulusun kendisi artık yeni önderlerin yukarıdan aşağıya yürütecekleri kültürel bir inşa projesi olarak algılandı. Bu süreç, diğer Balkan devletlerinde de bu şekilde İşledi. Yunanistan’da modernleşme çabaları ve Osmanh geçmişinden hızla kopuş, yeni rejimin meşrulaştırılması, ulus inşası ve irredentist projelerin savunulmasının yanı sıra aynı ölçüde Avrupa’ya karşı da meşrulaştırma işlevi gördü. Avrupa ise, kendi milliyet anlayışını yaygınlaştırmak, prenslerini, generallerini, banker ve misyonerlerini bölgeye yerleştirmek için sabırsızlanıyordu. Yunanistan, modernleşme çabaları karşısında Ortodoks muhafazakarlığı ile yüzleşmek zorunda kaldı. Aslında bu. Mora isyanının başından beri gözlenebilir nitelikte olan Rum ve Helen kimlikleri arasındaki mücadeleye işaret ediyordu. Kral Otto’nun Alman naipliğinin (1833-1837) ilk amacı, ulusal kimliğin inşası, isyana katılan kleft-lerin ve düzensiz birliklerin ordu çatısı altında toplanması ve modern merkezi bir devletin teşekkülü idi. Yunan ayaklanmasını Avrupa usûl ve geleneklerini benimseme hamlesi olarak gören Otto, 1833-1835'de Ceza Kanunu ve Medeni Kanunu kabul etti. 1833’de Atina başkent ilan edildi ve Alman neo-klasik tarzında inşa faaliyeti başladı. Sadece, Atina Katedrali'nin yapımı esnasında 72 Bizans ve post-Bizans kilisesi yıkıldı. Bu durum Klasik Yunan'ın ihyası lehine Bizans-Osmanlı geçmişinin reddine işaret ediyordu. Zaten Korais de, ilhamını antik Yunan’dan alan Avrupa medeniyetine yaklaştıkça Yunanistan’ın Helen köklerine yakınlaşacağını savunmuştu. Modernizm yanlıları Bizans geçmişini Helenizm için bir utanç lekesi olarak görüyorlardı. Buna mukabil, Ortodoks en-telijansiya, eski haydutlar ve sığınmacılar Bizans-Ortodoks geleneğinin sürdürülmesinden yana idiler. Bu son grup, ulusu devletle özdeşleştiren yerli (Mora doğumlu) “Yunanlılardan" farkh olarak ulusal dirilişi tamamlanmamış bir süreç olarak görüyordu. Yerliler ve dışarıdan gelenler mücadelesinin ardında yatan bir diğer sebep, Moralıların kıt toprak kaynaklarını yeni gelenlerle paylaşmak istememesiydi. Zira, hükümet toprak reformu ile Türklerden gasp edilen veya metruk kalan arazileri fakirlere ve eski muhariplere dağıtıyordu. Balkanlarda Türk arazilerinin gaspı esasına dayalı bir diğer "toprak reformu" 1878-1880’de Bulgaristan'da yapıldı.
Yunanistan, dahilde ulusun konsolidasyonunu hedeflerken harici politikasını uzun vadede Helen mirasının ayrılmaz bir parçası saydığı Osmanh Devleti’nin Rumlarla meskun bölgelerini ele geçirmek esası üzerine kurdu.tesettür Bir başka ifade ile devlet, ulusun savunucusu olduktan ve “Osmanh hakimiyetindeki Rumların ^rtanlması"görevim üstlendikten sonra milliyetçilik, devlet adamlanna popü-
488İ BALKANLAR EL KİTABI
1er bir zemin oluşturdu. Düzenli ordu, çeşitli etnik gruplan (Ortodou Ulah), çeşitli sosyal tabakalara mensup kişileri, hatta krallık haricindç,^ nüllüleri bir araya getirerek onları ulus devlete intibak ettirdi. Ayn(;j
Ulus inşasına asıl katkı eğitimin yaygınlaştırılması idi. 1834'den itibj,. ortaokullarda eğitim ücretsizdi. 1830'da ilkokul sayısı 71 iken, 1879,1',
1172’ye çıktı. Yine 1830’da çocukların %8'i ilkokula giderken ISlB’dei 1 %40'a, 1908’de %72'ye jdikseldi. Okullarda eğitim dili, halkın konuştuğ^S (Demotiki) farklı, antik Yunanca’dan bolca kelimenin devşirildiği /Cotorevj^ Katarevusa'nın yaygınlaştırılması 19. yüzyıl başlarında hakim olanneo-n* min sonucu idi. 0, antik Yunan’ın dil alanında ihyasını simgeliyordu. Katar^ ulus devlette elitler ile halk kitleleri arasındaki farkın sembolik timsali jL 1888’den itibaren Demotiki'nin Katarevusa ile ikame edilmesi görüşü di. Bununla birlikte, Demotiki’nin Yunanistan’ın resmi dili olması uzun nj delelerden sonra ancak 1975’te mümkün oldu. Demotiki-Katarevusare|(j|^ tinin, Sırbistan’da Bosna ve Hırvatistan’da da konuşulan Stokavca lehçejj^ Bulgaristan’da ise Tırnova Bulgarcası’nm benimsenmesinin ve dilde ta4 hareketine girişilmesinin, keza Atatürk'ün harf inkılabı ve dilde sai politikasının ardında yatan mantık aynıydı; modern bir ulus inşası. 1 kurulan Atina Üniversitesinin başlıca amacı devlet kurumlarına j neli yetiştirmek ve Batı kültürünün ülkeye aktarımına aracılık eti taraftan, Yunanistan’ın megali idea politikası kapsamında Osmanlı Devletmli Rum okullarında görev alan Atina Üniversitesi mezunu öğretmenler, 19.yü2)ilı ikinci yarısından itibaren özellikle Anadolu Rumları arasında Yunanca’yıyayp laştırma ve Yunanlılık bilincini aşılama işine giriştiler. Benzer şekilde, Sııp^ retmenler de 1860’larda kendilerini hala Hıristiyan diye tanımlayan Bosna'ti Ortodoks köylülere artık kendilerini Sırp diye tanımlamaları telkininde bul® yorlardı. Kilse, ordu ve eğitim kurumlarından başka bürokrasi ve basınuIk kimliğin inşasında ve vatan kavramının genişletilmesinde ve irredentistjKt tikaların meşrulaştırılmasında başlıca araçlar haline geldiler. 1843’te M nüfuslu Atina'da 15 gazete çıkıyordu. 1890’da Yunanistan’da çıkan gazetete sayısı ise 131 idi.
Modern Yunan ulusunun inşası yolunda naiplik hükümeti, halkı Sultaıb memuru durumundaki Rum patriğinin nüfuzundan kurtarmak için, devIftJt dümlü Alman kilisesi örneğini izleyerek Teoklitos Pharmakidis öncülüğûnie*! Temmuz 1833'de bağımsız bir Yunan Kilisesi kurdu. Ancak, Patrikhane bu it rumu tanımadı. Aslında, bu fikir Korais tarafından da uzun süre savunul# Kilise nizamnamesi devlet görevlilerine kilise üzerinde sıkı bir denetimyeit veriyordu. Böylece, Yunan kilisesi Yunan milliyetçiliğinin başlıca araçlanni^ biri haline geldi. Naiplik ayrıca dağınık durumdaki 412 manastırı kapaura''^'
BALKANLAR EL KİTABI İ489
şişleri 148 manastırda topladı. Katolik manastırlar merkezileştirme uygulamasının dışındaydı. Bunun yanı sıra Yunanistan'da Protestan ve Katolik misyonerlik Maliyeti hızlandı. Constantinos Oikonomos yeni düzenlemelere karşı Ortodoks direnişin sembolü oldu. Ortodoks karşıtlığı, merkezileştirme çabaları ve vergilerin ağırlığı 1833-1852 yılları arasında Yunanistan’da 14 köylü ayaklanması üretti. 1839'da Epir, Teselya ve Makedonya’nın ilhakı için "Filortodoks Cemiyeti” kuruldu. Yukarıda sözü edilen millenarianism düşüncesinden ilham alan Cemiyet, Ortodoks imparatorluğunun restorasyonunu amaçlıyordu. Böylece, Yunanistan’da irredentist politika açığa çıkmış oldu. Eski kleftler ve muhariplerin desteklediği loannis Kollettis’in Fransız Partisi irredendizmin savunucusu idi. Kollettis ile Mavrokordatos’un İngiliz partisi ve Rus yanlıları aralarında anlaşarak kralı anayasaya zorladılar. 3 Eylül 1843 askeri darbesinden sonra 1844’de bir anayasa yapıldı. Anayasal meclis görüşmelerinde Yunanistan'da doğmayanların devlet memurluklarından tard edilmesi ve Yunan vatandaşı sayılmaması teklifi Rum-Helen tartışmasını alevlendirdi. Kendisi de Yunanistan dışında doğan Epir’li loannis Kollettis, mecliste yaptığı konuşmada "Yunan kralhğjntn Yunanistan'ın ancak küçük bir parçası olduğunu, bu yüzden yerli halkın krallığın sakinlerinden ibaret olmadığını bilakis Teselya, Epir, Serez, Selanik, Edirne, İstanbul, Trabzon, Girit... sakinlerinin velhasıl tarihi ve etnik olarak Yunanlı olan herkesin yerli olduğunu ve mücadelenin 1821'de değil Konstantinopolis'in sukutu ile başladığını ve 400yıldır sürdüğünü" he\\tXi\. Bu açıklama, "Megali /deo”nın ilk açık deklarasyonu idi. Kollettis bu suretle Ortodoks imparatorluğunun restorasyonunu öngören millenarianism ile seküler Yunan milliyetçiliğini harmanlamış oluyordu. Aynı tarihte (1844], Sırplar büyük Sırbistan hayali ile İlya Graşanin’in hazırladığı "Naçertanie" (Taslak] programını ilan etmiş bulunuyorlardı. Otto, bu darbeden sonra Yunan emperyalistlerinin dümen suyuna girdi ve gözlerini Teselya ve Epir’e, yani Osmanlı topraklarına çevirdi. Yunan hükümeti 1850’de Rum Patrikhanesine başvurarak Patrikhanenin Yunan kilisesini tanımasını sağladı. 1852’de hazırlanan yeni kilise nizamnamesi, Ortodoks muhafazakarlar ile modernist liberaller arasındaki mücadeleyi sonra erdirdi.tesettür Böylece, Patrikhane ile 1821’den beri kopuk olan ilişkiler yeniden kurulmuş ve şeklen de olsa ulusal kilise ile Patrikhane birleşmiş oldu. Bu husus, aynı zamanda Bizans geçmişi ile uzlaşmayı ve Ortodoksluğun yeniden yükselişe geçişini ifade ediyor ve ayrıca Rum Ortodoks Hıristiyanların Yunan devleti himayesinde birleştirilmesi yolunda %a//İdea yanlıları için ideolojik bir meşruiyet sağlıyordu. Spiridon Zambelios ve Constantinos Paparigopulos gibi aydınlar Bizans geçmişine sahip çıkarak modern Yunanlıların antik Helenlerin ahfadı olduklarını ispatlama çabasına girdiler. Onların çabası bir anlamda J.P. Fallmerayer’in Yunanlıların Helenlerin devamı olamayacağına dair 1830'da ortaya attığı teorisine bir cevap niteliğinde olmakla birlikte özellikle Paparigopulos’un asıl hedefi Bizans İmparatorluğu’nun yeniden ihyası idi. Paparigopulos, Nikolaos Saripolos, Pavlos Calligas ve lakovos-tesettür
