tesettür ve balkanlar bilgisi

tesettür ve balkanlar bilgisi

 BALKANLAR EL KİTABI 475
Sofya ve Ankara üniversitelerinde açılan ilk bölümler arasında olması tesadüf değildir. Bu durum ulusun özgünlüğünü, otantik kimliğini ortaya koymak için 'etnik geçmiş"e yapılan bir keşif hareketine işaret eder. Çünkü, ulus meşruiyetini geçmişten alır. Balkanlarda Antik Yunan'a, Bizans geçmişine, Stefan Duşan Sırbistanı (1331-1355) ve Simeon dönemi (893-927) Bulgaristanı'na
göndermeler yapılması ve muhayyel "altın çağlar" inşa edilmesi bu algının ürünüdür. Bu bakımdan, etnisite ile ulus arasındaki ince çizgiye dikkat etmek gerekir. Etnisite ulusun temelidir, ancak bizatihi ulusun kendisi değildir.tesettür Yunanistan kurulmadan önce Yunanistan veya “Greece/Hellas" diye tanımlanmış bir yer yoktu. Osmanh millet sistemi içinde Rum milleti bütün Ortodoksları kapsıyordu. Etnik Rumlar ise Mora, Teselya, Epir, Makedonya, Trakya, İstanbul, Anadolu (özellikle kıyı bölgeleri), Ege adaları ve Kıbrıs ile Bulgaristan'da Filibe'nin yanı sıra Karadeniz sahil şehirlerinde dağılmış durumda idiler. Mora'da bağımsız devlet kurulduktan sonra dahi Osmanh Rumlarının çoğu için Yunanistan bir muamma idi. Anadolu Rumlarının 20. yüzyıl başlarına kadar Yunanistan ile ilgili herhangi bir kaygıları yoktu ve bir çoğu anadil olarak Türkçe konuşuyordu.
Rumlar, Doğu Roma İmparatorluğunun mirasçısı olarak dinî, kültürel ve ekonomik açıdan Osmanh tebaası diğer Ortodoks halklar içinde özel bir konuma sahiptiler. Şüphesiz, Rumlar ve diğer Balkan halkları ayrı bir kimlik bilincine sahiptiler, ancak bu ayrım dinî motiflere dayalı idi ve Osmanh yönetimi açısından da bu durum geçerli idi. Osmanh toplumunda dinî bir cemaate aidiyet, lengüistik ve kültürel açıdan etnik bir gruba bağlılıktan daha önemli idi. Osmanh Devleti, zimmet anlayışı çerçevesinde Gayrimüslimlere din özgürlüğü vererek dinî konularda cemaat özerkliği tanıdı. Bireyin hayatında din ön planda idi. Vergisini ona göre verir, o dine ait ibadet mekanlarına gider ve ekonomik, ticari, sosyal vs. ilişkileri genellikle o dinin mensuplan etrafında yoğunlaşırdı. Ancak, Fatih Sultan Mehmet'in, Bizans geleneğini sürdürerek Patrikhanenin yetkilerini tanıdığı ve itibarını iade ettiği konusunda şüphe olmamakla birlikte, tarihi veriler literatürde sıkça tekrarlandığı üzere "millet sistemi"nin kuruluşu ve Rum Ortodoks Patriğinin "millet başı" olarak atanmasının 11. Mehmet’e dayandırılabilmesi için yeterli deliller sunmuyor. Osmanh döneminde Patrikhane’nin nüfuzunun artması, Bizans sınırlarının daralmasıyla kaybettiği metropolitlik bölgelerine tekrar kavuşması veya restorasyonu ile ilgilidir. Gelgelelim, merkezileşmiş formu ile"-milletsistemi"nm Balkanlarda tam anlamıyla teşekkülü ve Rum Patriğinin bütün Ortodoks tebaanın temsilcisi olması, Sokullu Mehmet Paşa tarafından 1555’te yeniden kurulan İpek Sırp Patrikliği’nin 1766’da, Ohri Bulgar Başpiskoposluğu’nun ise 1767’de ilga edilerek Patrikhane'ye bağlanmaları ile ancak 18. yüzyılın Wnci yarısında mümkün olmuştur. 1459'da Sırbistan'ın fethinden sonra İpek Patrikliği kaldırılarak ona bağlı eparhiyalar Ohri Başpiskoposluğu’na bağlan-mıştı.tesettür Eğer, Rum Patriğine bütün Ortodoksların temsilcisi olarak millet başı sta-
478 BALKANLAR EL KİTABI
algılandı ve Ortodoks millenahanismi Hıristiyan imparatorluğunu,, nu ile Hz. İsa’nın yeryüzüne ikinci gelişi düşüncesini terkip etti || "millet başı" statüsü verdiği ileri sürülen Gennadios da bu tarihin 14^% na inananlardandı. Beklenti gerçekleşmeyince İstanbul'da bejsuitj ^ süreceği kehaneti yayıldı. 17. yüzyıl başlarında İstanbul'un sukutunjj''^' sonra kurtulacağı ileri sürüldü. Tam bu sıralarda Patrik III. Partenio halindeki Eflak vojrvodası Konstantin'e gönderdiği ve içinde Islâm tamam olmaya az kalmıştır; Hıristiyanlık velvelesi âlemi tekrar^^' Ona göre tedarikte olasınız; pek yakında cümle vilayetler Mesihilerelinej, ^ ve çana (Salip ve Nâkus'a) mensup olanlar İslâm memleketlerine sakip^' /ord/r..." şeklinde cümlelerin yer aldığı mektubu ele geçince Sadrazamfo* Mehmed Paşa, 24 Mart 1657'de patriği astırdı. Böylece, patrik efendimiHjj. anist düşünceye kurban gitmiş oldu. 18. yüzyılda 1766,1767 ve 1773yı||,j|, Hz. İsa’nın muhtemel ikinci geliş tarihi olduğuna inanılıyordu, bu yüzyılda Büyük Petro ve Katerina Ortodoks millenarianisminin ( sı oldu ve 1750’lerde keşiş Theoklitos Poliklidis, ^l^at/ıan^e/os adlı risalml Hıristiyanların sarışın bir halk tarafından kurtarılacağı kehanetinde bııln,ı Bu tarif, 18. yüzyıl boyunca Güney'e doğru yayılmaya çalışan ve 1768ıt, Osmanlı-Rus Harbinden sonra Osmanlı imparatorluğunun tebaası bulu, Ortodoks Hıristiyanları himaye iddiasında bulunan Rusya'ya uyuyordujljj, bu örneklerdeki bağımsızlık düşüncesi ulusal değil, dinî içerikli idi ve Oıtu)^ millenarianismi, dünyevî ve ruhanî restorasyonu birleştiren bir hayaldi, doljt sıyla ulusçulukla bir ilgisi yoktu.
Pre-nasyonalist dönemde Balkanlarda bireylerin birbirinden I din ve mezhep esasına dayalı idi. 1790’lann sonunda Balkan Ortodokslankt lerini "Hıristiyan” olarak tanımlıyorlardı. Dolayısıyla Patraslı birRum,BeljE Sırp, Rodoplar’daki Pomak, Saraybosna’daki Boşnak kendisini tanımlaıııi dinî kimliğini ön planda tutuyordu. Müslüman Arnavut, Boşnak ve Pomalk ya da 19. yrüzyıl başlarında Tunus'taki yönetici tabakanın kendileriniTûrki aynîleştirmeleri gibi. Gayrimüslim unsurlarda da kimlik olgusunda etnik® ten ziyade dinî motifler ağır basıyor ve kimlik, içinde bulunulan cemaatep şekilleniyordu. Rum milletine bağlı çeşitli unsurlarda bu olguyu açıkçagö® mümkündür. Ortodoks milleti içinde Rumlaşma eğilimi. PatrikhaneninıSîf Ortodoks unsurlar üzerindeki din, ekonomi, hukuk ve maarif alanlanndabgi*-Rumların ticaret ve eğitim açısından üstünlükleri ve Fenerliler vasıtasıylıl» let nezdindeki güçlü konumları ile yakından ilgilidir. Fenerliler, 1711'(ieniiü> ren Eflak ve Boğdan Voyrvodası ve Divan-ı Hümâyun tercümanı olarakistilılı’ ediliyorlardı. Devlet teşkilatındaki nüfuzlarıyla ekonomik güçlerini perçi# Fenerliler, Patrikhane üzerinde de önemli bir nüfuza sahipti. Zengin Bulgar7>7 (Ortodoks) Arnavut ve Ulah tüccarlar, şehirli yüksek Hıristiyan tabaka,
BALKANLAR EL KİTABI İ479
sosyal seçkinler arasında Rumlaşma eğilimi yaygındı. Ancak, burada kastedilen Rumlaşma, kendilerini Bizans kültürel geleneği içinde tanımlayan ve kültürel harcı edebi Yunanca olan geniş bir Ortodoks cemaate bağlılık duygusuydu.tesettür Sıradan halk tabakaları da kendilerini dinî bir cemaatin parçası olarak görüyordu. Nitekim, Bulgar Haydut Velko, Kondo Voyrvoda ve Dragan Papazoglu çeteleri ile birlikte Sırp isyanına destek verdikleri gibi, çok sayıda Sırp, Bulgar, Ortodoks Arnavut, Ulah ve Karadağlı dinî bir dayanışma duygusu ile Mora isyanına destek vermişti. Ancak, Yunan köylülerinin milliyetçi olmaları gayri kabildi, üstelik en korkusuz isyancılar Helen değil, Arnavut Suliot'lar idi. Dolayısıyla, Mora’da ayaklanmacıların çoğu mutlak surette millî bir devlet kurmak için değil, Ortodoksluk adına savaştıklarına inanıyorlardı ve kendi bölgesel özdeşliklerinin ötesinde ortak bir vatan duygusuna sahip olmadıkları gibi, ortak bir millî kimlik temelleri de yoktu. Köylülerin, isyana katılma amacı toprak elde etmek ve ekonomilerini düzeltmekti. Ortodoks bir cemaate ait olduklarını bildikleri halde kendilerini ayrı bir etnik-dilsel grup olarak tanımlamıyorlardı, ulus devlet onlara kendilerini bu şekilde görmeyi öğretti. Mora isyanında dikkat çeken bir diğer nokta çeşitli Ortodoks Balkan halklarının isyana destek vermesine rağmen, Katolik Rumların isyanın dışında kalması ve Ortodoks Rumlara karşı devletle işbirliği yapmaları idi. Diğer taraftan, 1835 yılında Gabrova'da açtığı okulla modern Bulgar eğitiminin kurucusu sayılan Vasil Aprilov (1789-1847] da 1831 yılına kadar Rum davası için çalışmıştı. Kaynaklar, Onun Yuri Venelin'in Eski ve Bugünkü Bulgarlar (1829) adh eserini okumasından sonra kendisinde Bulgarhk bilincinin uyandığını söylüyor. Bu örnekler muhayyel bir dinî cemaat ile karşı karşıya olduğumuzu, bir başka deyişle etnik-dilsel ya da ulusal bir cemaat tasavvurunun henüz tam olarak gelişmediğini ortaya koyuyor. Bu olgu özellikle Katolik Rumların Mora isyanını desteklememeleri örneğinde açıktır. Balkan halkları arasında edebiyat, dil ve kültür gelişmeleri ve ana dille yayıncılığın yaygınlaşması İle etnisite ve dile dayalı cemaat tasavvuruna doğru bir kayma başlamıştır. 1820’lerde Mora isyanına destek veren çeşitli Ortodoks unsurların 1878 sonrasında özellikle Makedonya'da birbirlerine girmesi ulusçuluğun yarattığı dönüşümün bir sonucudur.
Aydınlanma düşüncesi ve ihtilal fikirlerinin Balkanlara ithalinde tüccar sınıfı önemli bir yere sahiptir. 18. yüzyılda Avrupa ile ticaretin ve pamuk, mısır, tütün gibi ticari tarım ürünlerine olan talebin artması. Balkanlarda Batı dünyasına karşı Ortodoks şüpheciliğini bir kenara bırakan yeni bir tüccar sınıfının doğmasına yol açtı. Rum tüccarlar Trieste, Venedik, Cenevre, Trieste, Paris, Viyana, Budapeşte, Bükreş, Odesa vs. şehirlerde ticaret kolonileri kurdular. Ortodoks Kilisesi açısından Batı medeniyeti, Latin olması dolayısıyla heretikliği. Batı dünyası ile ilişkileri giderek artan tüccar sınıfı açısından ise aydınlanmış bir dünyayı temsil ediyordu. Tüccarlar kitap ve ekipman getirerek, çocuklarını Avrupa şe-
480| BALKANLAR EL KİTABİ
birlerinde okutarak, Voltaire, Locke, Rousseau, gibi aydınlanma düşij kitaplarını çevirerek halklarının ulusal gelişimine katkıda bulunduia”'*^**''^ birlikte, aydınlanma düşüncesinin geniş kitlelere yayılması sürecinde ümmî şehirli ve kırsal kitlelerin bu fikirleri idrak kapasitesinin olmadı^^ uzak tutulmamalıdır. Balkanlarda tüccar sınıfının "ulusal" gelişime ası] lS okullaşmayı teşvik etmeleri ve ana dilde kitap ve gazete çıkarılmasını mek suretiyle halk dilinde bilgi edinmeyi mümkün kılmaları idi. Buetkiö^' Yunan ve Bulgar örneklerinde belirgindir. Söz konusu süreç öğretmen,a, edebiyatçı, tüccar ve paradoksal biçimde papazlardan oluşan "entelijoij^^ nıfını ortaya çıkardı. Kalıplaşmış sınıfların ve sınıf kültürünün olmadığiy^^ köyden çıkma kabiliyetli bir genç, şehirli esnafın çocuğu, cevval ve hatip t paz milli aydın sınıfının doğal üyeleri oldular. Ulusu ve müstakbel ulus düşleyen, onun fikrî ve kültürel temellerini atan ve ulus bilincini yayan^' sınıf oldu. Entelijansiya sınıfı ana dilde gazete, kitap ve risale neşri, okul vet[|, yoluyla kendilerine müntesipler bulmaya başladı ve bu akım tedricen vedaı;(^ olarak şehirlerden çevreye doğru yayıldı. Balkanlarda Fransız ihtilali vej^ lanma düşüncesinden mülhem olarak çıkan ilk isyan hareketinin ekonomi, ticari yaşamın canlı olduğu Rum unsuru arasında meydana gelmesi ve ili hazırlayan Philike Eteria’nm tüccarların kurduğu bir cemiyet olması tesadifi ğildir. Bu vesile ile 1804'te başlayan birinci Sırp isyanının fl804-itibariyle milliyetçi bir isyan olmadığını belirtmemiz gerekir.
Entelijansiya sınıfı, dinî bir cemaate mensup Balkan halklan içinde dilıt yalı hayali bir cemaate ulaşma imkanı yarattı. Bir başka ifade ile Ortodobj maatin laik ve lengüistik birimlere bölünmesi sürecini başlattı.tesettür Yunanörne|; de Rigas Velestinlis (Rigas Pheraios) (1757-1798), Adamantios Korais(İlk 1833) gibi aydınlanmacılar dinî kimliği yadsırken, Sırp ve Bulgar entelijansiiî Ortodoks unsurlar içinde etnik-dilsel ayrışmayı hedeflediler. Bu olgu, Bulgsir arasında gazete, dergi, kitap ve okullaşmanın yayılmasına paralel olarakFtıt Patrikhanesinden ayrı bağımsız bir kilise kurma isteklerinin giderekartmjsi; neğinde gözlenebilir. Bu sebeple. Balkanlarda milliyetçiliğin yayılmasıileFaî Patrikhanesinin dinî otoritesinin aşınmasının ve millet sisteminin sinirine zorlanmasının eş zamanlı olması manidardır. Yunan bağımsızlığının, mûslıt Yunan Kilisesinin kurulması (1833) ile Balkanlarda Ortodoks birliğinin i® lanmasına yönelik ilk somut örneği yaratması, ayrıca ilginçtir. Bu sebeple,Fet Patrikhanesi milliyetçiliğe muhalif bir tavır takınmıştır. Buna, tarih yazıcıl| mızda sıkça vurgulandığının aksine Rigas Velestinlis'ten itibaren laikbirhanir olarak gelişen ve Bizans kültürel mirasını ve Patrikhaneyi reddeden Yunamı/ liyetçi hareketi de dahildir. Patrikhanenin Yunan milliyetçiliğine hizmete» si, 1870’de Bulgar Eksarhlığı’nın kurulmasından sonra Makedonya'da yafaat Rum-Bulgar rekabeti ile ortaya çıkan bir olgudur.
Yunan ihtilali aydınlanma düşüncesi ve Fransız ihtilalinin etkilerini taşıyan ve uzun bir hazırlık neticesinde ortaya çıkan ulusçu bir harekettir. En azından isyanın mürettipleri açısından durum budun Rönesans ve hümanizm hareketleriyle, AvrupalI aydınlar, eski Yunan kültürü ile temas etmiş ve bunun sonucu olarak bir Yunan hayranlığı doğmuştu. 18. yüzyıl ortalarında. Alman, Fransız ve İngiliz alimlerinin çalışmaları, gerekli filolojik ve leksikografik eklerle desteklenmiş Yunanca klasiklerin kullanışlı basımlarını ulaşılabilir kılmakla kalmamış, aynı zamanda düzinelerce kitapla, putperest antik Helen medeniyetini yeniden kurmuştu. Yüzyılın son çeyreğinde Helen geçmişi, çoğunluğu Osmanlı sınırlarının ötesine yolculuk etmiş, orada eğitim görmüş, Yunanca konuşan bir dizi genç aydın için ulaşılabilir hale geldi. Batı medeniyetinin merkezlerindeki Helenperestlikten coşan bu gençler, modern Yunanlıları "barbarlıktan arındırma", yani onları "Perikles ve Sokrates'eyaraşır" varlıklara dönüştürme işine soyundular. Rigas Velestinlis, Adamantios Korais ve Demetrios Katartzis (1725-1800) gibi laik aydınlar, 18. yüzyıl sonları ve 19. yüzyıl başlarında aydınlanma ve milliyetçilik düşüncesini yaymaya başladılar. Onlar, Osmanlı geçmişi bir yana Bizans geçmişi ve Ortodoks kilisesini dahi dışlıyor ve antik Yunan'a gönderme yapıyorlardı.
Rigas Velestinlis, anayasal bir Helen cumhuriyetini savunuyor ve Türkler de dahil olmak üzere bütün halklara bu cumhuriyette eşit haklar öngörüyordu. Rigas Viyana'da ulusçu bir cemiyet kurdu. O, Yunan şiirine mücadeleci bir ruh vermeye çalıştı ve antik Yunan şairlerinden Eşil’in (Achilles), “Kalkın Ey! Helen çocukları, şan ve şerefsizindir" şeklindeki şiirini Yunan hareketinin şiarı haline soktu. Ayrıca, bir de "Helen" haritası yayınladı. Devrimci fikirlerinden dolayı Avusturya polisi tarafından tutuklanan Rigas, Osmanlı makamlanna teslim edildi ve 1798'de idam edildi. Patrik VII. NeoFıtos 1793'te "kafir ve Tanrısız Voltaire'i" lanetledi. Ardından 1798’de Patrik V. Grigorios (isyanda asılan patrik), Rigas ve küfür saydığı aydınlanma felsefesine karşı, ulusçuluğun Ortodoks birliğine za-rarvereceği endişesinin dışavurumu niteliğindeki "Patriki Didaskalia" (Pederler Öğretisi) adlı bir risale yayınladı; "Rabbimiz... lekesiz kutsal ve Ortodoks inancımızı koruma işini bir kere daha üstlendi...bütün müminlere bu şekilde büyük bir esrar yaratma, yani bu seçilmiş halkı kurtarma lütfunda bulunduğunu göstermek için... Osmanlı İmparatorluğunu kurdu...Bu sebeple OsmanlIların Sultanının kalbine Ortodoksluğun dini inançlarını hür bırakma...ve onları koruma temayülünü yerleştirdi". Adamantios Korais, buna Adelfiki Didaskalia (Kardeşlik Öğretisi) ile cevap verdi. Korais, burada Bizans geçmişini reddettiği gibi Pederler Öğretisi’nin sırada bilinmeyen- yazarını "barbar Türk rejimi" altında yaşamayı katlanılabilir şekilde sunmakla suçladı. Ona göre, Osmanlı yönetimi altındaki durum, bir zorbalık, cehalet ve kölelik durumuydu. 1806’da yayınlanan EUiniki Nomarhia (Yunan anayasasıfnın anonim cumhuriyetçi ve milliyetçi yazan da Patriki-tesettür