tesettür ve felsefe konular

tesettür ve felsefe konular

 CHURCH, A., Bibliyograhy of symbolic logic, Journal
lic Logic 1 (1936) III (1938) (Formelleştirilmiş mantığm mantığın- 1936'ya kadarki gelişimi üzerine çok yararlı birgeneiı^ niteliğindedir).
BETH, E. W., Symbolische Logik und Grundlegung der Wissenschaften. Bern 1948 (sembolik mantık üzerine çok iyis«çi metinleri içermektedir).
KLIBANSKY, R., Philosophy in the Mid-Century. Vol 1:^ and Philosophy of Science, Floransa 1958.
BOCHENSKI; J.M., Formole Logik. 1956, 2.baskı 1962 {ser lik mantığın tarihsel gelişimi üzerine geniş bir betimi içermektedir
MANTIK TARİHİ BOCHENSKI; J.M., Formole Logik, 1956.
BOCHENSKI; J.M., Ancient formol logic, Amsterdam 1951 leneksel mantığın sembolik mantık yardımıyla betimlenmesini mektedir).
ZIEHEN, T., Lehrbuch der Logik, mit Berücksichtigung der C hichte der Logik. Bonn 1920 (Yeniçağda geleneksel mantığın geli üzerine değerli bilgiler içermektedir).
GELENEKSEL MANTIK
JOHNSON, W.F., Logic, 3.cilt, Cambridge 1921/24.
DOPP, J., Leçons de logixue formelle, vol I, Löwen 1950 (Ilj III. ciltler geleneksel mantık üzerine çok iyi birer el kitabı niteliğiı dir).
ARİSTOTELES, Organon (MEB yayını olarak Türkçe çevirisi vardır, çev: H.R. Atademir -çev-).
BOCHENSKI, I.M., Elemanla logicae graecae, Roma 1937 (Grekçe metinlerin Latince çevirilerinden seçmeleri içermektedir).
MİLL, J.S., A System of logic, rationacinative and inductive, Lon-don 1848.
BOOLE, G., The mathematical analysis of logic, Cambridge 1847.
BOOLE; G., An investigation of the laws of thought, London 1854.
EREĞE, G., Begriffsschrift, Halle 1879.
SCHRÖDER, E., Vorlesungen über die Algebra der Logik, 3. cilt, Leipzig 1890/1905.
WHITEHEAD, A.N./RUSSELL, B., Principia Mathematica, 3 cilt, Cambridge 1910.
WITTGENSTEİN, L., Logisch-phlisopophische Abhandlung, 1921, İngilizce çevirisi; Tractatus Logico-Philosophicus, London 1922 (Türkçeye Oruç Aruoba tarafından çevrilmiştir, -çev.-).
LOJİSTİK (SEMBOLİK MANTIK)
CARNAP, R., Einführung in die symbolische Logik, Wien 1954.
ROSENBLOOM, P.C., The elements of mathematical logic, New York 1950.
PRIOR, A.N., Formal logic, Oxford 1955 (özellikle, geleneksel mantık ile sembolik mantık arasındaki ilişkiler üzerine toplu bilgiler içermektedir).
LOJİSTİK EL KİTAPLARI
CHURCH, A., Introduction to mathematical lof^tc /. Princeion 1956 (Alışılmış nitelikte bir giriş kitabı olmayıp günümüzde sembolik mantık üzerinde ayrıntılı bir çözümlemeyi de içermektedir).
QUINE, W.V., Mathematical Logic, Cambridge 1951 (konular genişliğine, ama yazarın özel bakış açısı altında işlenmektedir).
QUINE, W.V., Methods of Logic. New York 1953 (elemanter bil-giler verilmektedir).
ROSSER, J.B., Logic for mathematicians, New York 1953 (Quı-ne'ın bakış açısına yakın bir bakış açısıyla yazılmıştır).
CARRY, H.B., Lecons de logigue algehrigue. Paris/Löwen 1951 (modem mantıksal cebir ile günümüzün soyut cebiri arasında ilişki kurmaktadır).
META-KURAM
CARNAP, P., Logische Syntax der Sprache, Wien 1934, İngilizce çevirisi; New York 1937.
CARNAP, R., Introduction to Semantics, Cambridge 1942.
HERMES, H./SCHOLTZ, H., Mathematische Logik, Leipzig 1952 (Sentaks ve semantik üzerine çok yararlı bir betimi içermektedir).
KLEENE, S.C., W./KNEALE, M., The Development of Logic, Oxford 1962.
Çevirenin Notu: Türkçe'de "lojistik" teriminden çok. Anglo-Ame-rikan felsefesi etkisiyle "sembolik mantık" terimi kullanılmaktadır. Bu konuda Türkçe kaynakça olarak Teo Grünherg, Hüseyin Batuhan, Cemal Yıldırım, Doğan Özlem ve Adnan Onart'ın eserlerine başvurulmalıdır.Kant (1724-1804)'a göre (Salt Aklın Eleştirisi, 1 B), mantık, "her türlü düşünmenin formel kurallannı kapsamlı olarak gösteren ve kesin olarak kanıtlayan bir bilim"dir. Bu görüş, iyi el kitaplarının son örneklerine kadar, "geleneksel" mantığı (lojistik'ten ayrı olarak) tanımlamakta geçerli olmuştur. Überweg (1882), mantığı "insani bilginin dayandığı normatif yasaların bilimi" olarak adlandırır; bunun gibi J.N. Keynes (1906) de, hemen hemen aynı tanımı yapar: "Logic is the Science wich investigates the general principles of valid thought". Bu tanım kuşkusuz ki, günlük dilde her insanın "mantıksal düşünebildiği"ni belirtir ve mantıksal bir hatanın bir "düşünme hatası" olduğu inancına uygundur. Bu tanıma dayanılarak, örneğin gözlem hatalarının yanı sıra mantık hatalanndan da kaçınmak gerektiği bize gösterilir. Bu "düşünme yasalan" sayesinde, doğru düşünmek için hangi hatalardan kaçınmak zorunda olduğumuzu görürüz; örneğin, devlet yasalannı nasıl kaleme alacağımızı, doğru eylemlerde bulunmak istiyorsak nasıl davranmamız gerektiğini bunlar sayesinde anlarız. Ne var ki, Überweg'in "normatif yasalar" deyimini kullanırken hukuk kitaplarındaki yasalarla kurmuş olduğu bu analoji hiç de yerinde değildir. Hangi insan (hukuksal) yasa koyucu olmak için salt mantık içinde kalabilir ve örneğin bir tasım (Bkz. II. Bölüm) bilgi elde etme etkinliğine nereye kadar örneklik edebilir ki? Bu nedenlerle, mantık tanımı verilirken, "normatif ya-salar"dan kendilerine özgü anlamlar içinde söz edilebilen alanlarda böyle yalınkat bir analojiye dayalı tanımlardan kaçınmak gerekir. Ayrıca, "bilgi" (ilgili olarak; "valid thought") sözcüğü her iki tanımda da düşünmeye (denken) bağımlı kılınmıştır. Öyle ki, buna göre, bilgiye,
düşünme bakımından tutarlı olan şey, yani doğru olan şey demek kir. Ama böyle olunca, bu mantık tanımları içinde, mantığa aral inançlanmızı doğru kılan ve kılabilen koşulları araştırmak gibi birgg rev de yüklenmiş olmaktadır. Öyle ki, bu tanımlardan şuna uzanmak dj olanaklıdır: Bilgi kuramı da mantığa aittir. Böylece, Keynes ve öbü, yazarlarda, şu gerekli sınırlama, yani mantığın düşünmenin içeriği üç değil, sadece/ormu ile uğraştığı konusu atlanmış olmaktadır. Gerçek-ten de, "düşünme formu" (Denkensform) nun ne olduğu ve ne olması gerektiği gibi bir araştırma yine bir düşünme formuna dayalı olarak yapılabilir ve bu düşünce formu da, düşüncelerin içine yerleştirilmiş olduğu dilsel ifade formu dışına çıkılarak kavranamaz- Öyle ki, düşünmenin (denken) de kavramlabilirlik zeminini oluşturan bu ifade formunun kendisi ise, düşünme formu ile aynı olamaz; tıpkı bir lirik şiirin formunun, o şiirin dile getirildiği duyum formu ile aynı olamayacağı gibi- Bu nedenle, mantığın "normatif düşünme yasaları nın ya da düşünme formlannm bilimi olarak belirlenmesi bizi benzer güçlüklere sürükler ve bu gibi belirlemeler, ancak mantığın özniteliği yeterince sap randıktan sonra bir yana bırakılabilir,
2- Aristoteles'ten bu yana en önemli mantıkçı olarak G- Frege (1848-1925) Matematiğin Temelleri adlı yapıtında, "mantıkta psikolo-jizm”in her türlü köktenci formuna (özellikle J. St- Mill'inkine) karşı çok etkili kanıtlamalar ortaya attı. Psikolojizme göre, mantık yasalan, normal insanın fiili düşünmesini yöneten doğa yasalarıdır. Bu psikolojizm karşısında Frege'nin çığır açan kitabı uzun süre dikkatlerden kaçtı. İlk kez E. Husserl (1859-1938)'in, Salt Mantığa Prolegomena (1900) adlı kitabında, o ana kadar Almanya'da oldukça etkili olan mantıkta psikolojizmi aşmaya çalıştığı görülür. Ne var ki, aynı Husserl 1891'de yazdığı Aritmetik Felsefesi'nde Frege'nin antipsikolojizmini henüz yadsıyordu ve onun bu kitabı, aslında daha yakından bakıldığında psikolojizmin seçkin bir örneğini oluşturuyordu. Onun 1900'lerde psikolojizmden ayrılmasında Frege nin etkisinin çok olduğu düşünülebilir
Husserl'e göre, mantığı düşünme yasalarının "normatif bilimi olarak belirlemek mümkündür ve bir uygulamalı mantıktan da ancak bundan sonra sözedilebilir. Ama kurallar (normlar) koyan her disiplin, bu kuralların neden dolayı kabul edilebilir ve anlamlı olduklannı açıklayabilen bir olgu biliminin teorik desteğine de muhtaçtır.tesettür Örneğin, gemicilik bilgisi ve tekniği astronomiye, geometriye, optiğe, vb.; atıcılık ise balistik, kimya, meteorolojiye, vb. dayanır. Bunun gibi, uygulamalı mantık da, bir "düşünme zanaatı öğretisi" olarak bir olgu bilimine, teorik temelleri bakımından muhtaçtır. Psikolojizm, burada ihtiyaç duyulan olguyu, düşünme psikolojisinin sonuçları içinde görür. Ama endüksiyona dayalı ve bu yüzden de daima ancak empirik bir bilimin olasılı sonuçlan ile yetinmek durumunda olan düşünme psikolojisi gibi bir bilim, mantığın kesin, genelgeçer, zorunlu ve pekin ilkelerini nasıl temellendirebilir ki? Aynca; düşünme, kuşkusuz düşünme psikolojisi açısından beynin gelişme düzeyine görelidir; ama böyle olunca, mantığın da, insanlığın gelişim tarihi içinde ve belli bir zaman noktasında ortaya çıkan bir kurallar topluluğu olması gerekirdi. Bu noktada Husserl şuna vanr: psikoloji, normatif yasalann bilimi olarak, mantığın dayanması gereken bilim olamaz.
Husserl'de mantığın psikolojisi kabulü, olgusal düşünme sürecinin (Denkvorgang) düşünce (Gedanke) ile özdeşleştirilmesi önyargısına dayanmaktadır ki, bu önyargıya göre, düşünce, bu düşünme süreci içinde ortaya çıkan ve kavranan bir şeydir. Ne var ki, düşünme süreçleri (Husserl'de; düşünme akılan) arasındaki ilişkiler ile bu edim (akt) içinde "içerikler" olarak ortaya çıkan düşünceler arasındaki ilişkiler, birbirlerinden kökten farklıdırlar. Düşünme aktlan, örneğin çağrışım türünden empirik olarak kavranabilir olan bağlarla birbirlerine bağlanırlarken, buna karşılık düşünme içerikleri olarak düşünceler, kendi aralann-da çelişki, mantıksal tutarsızlık, çift anlamlılık, v.b. ilişkisi içindedirler. İşte Husserl'e göre teorik mantık, ancak düşünme içeriklerinin, yani za-man-üstü şeyler olarak kavranan düşünceler arasındaki ilişkilerin öğretisinden başka bir şey değildir. Düşünme aktlan bireysel ve özneldirler.
düşünen kişinin zamanın akışı içindeki kendi biyografisine na karşılık düşünceler, düşünmemizden, kabul veya yadsımaları
tamamen bağımsız olan, zaman-üstü "anlam birlikleri"dir. Yan
nülmüş bir şey olmaya ihtiyaç göstermeyen doğrular vardır, bunla, "kendinden mevcut ilkeler"dir. Bu kendi başına varolan ilkeler öğreti, si, Husserl'in B. Bolzano (1781-1848)’nun bir deyimine başvurarak sık| sık söylediği gibi, herşeyden önce, mantığı "psikolojizmin tutsaklı-j ğı"ndan kurtaracak olan yoldur. Ne var ki bu kazanım,tesettür ' ideal anlam birlikleri"nin varolduğunun kabulü yoluyla oldukça pahalıya mal ol-| muş bir kazanımdır ve Husserl'in bu teorisinin tarihsel olarak dayandı-! ğı temel, Platon'un idealar öğretisinden başka bir şey değildir. Hus- \ serl'in "ideal anlam birlikleri" öğretisi, kendi açısından, zamanının ege- i men mantık teorileri karşısında bir çıkış yolu, bir çaredir. Ona göre bu öğreti, mantığı, kendileri artık temellendirilemez sayılan düşünme ku-rallannın sade bir toplamı olarak gören bir mantık anlayışı (Scylla) ile onu empirik psikolojinin bir alanı haline getiren bir mantık anlayışı (Charybdis) arasında bir bağdaşıklık sağlamaktadır. Ne var ki, Hus-serl in bu girişimi, mantık adına yüksünülecek bir durum değilse de, mantığı psikoloji yerine bu kez de metafiziğe dayamak gibi bir tehlikeyi de yeterince taşımaktadır. Yüksünülecek bir dumm değildir; çünkü, mantığın psikolojisi yorumu, mantıksal doğruluğun apaçık anlamını ve karakterini zedelemekte ve bulandırmaktadır; ama buna karşılık ideal içeriklerin var olduğunu ileri süren metafıziksel bir tez, mantık ilkelerinin pekin kesinliğini, deneyden bağımsızlığını ve genelgeçerliliğini savunmakta haklıysa da, ne var ki bu arada bu ilkeleri dokunulmaz şeyler kılmaktadır. Oysa öbür yandan bu tezler, mantık ilkelerinin bu özelliklerini açıklamak için, yine bu ilkeleri kullanmaktadırlar. Mantığın bu şekilde temellendirilmesi tehlikelidir; çünkü hiç kimse, deneye dayalı bir sınama imkanını bir yana atan böyle bir Platoncu varoluş savını kabul etmek yükümlülüğü altında değildir. Mantık ilkelerinin geçerliliğinin "ideal anlam birlikleri"ne bağlı olduğu düşünülürse, bu gibi şeyle-
rin varolduğunu tanımak istemeyen herkes, aksi asla gösterilemeyeceği için, bunlan yadsıma hakkına sahiptir.
3. Öyleyse, mantığın psikolojiden bağımsızlığını güvence altına almak görevi, Husserl'in Platoncu varoluş savlarım kabul etmeksizin yerine getirilmelidir. Aslında Husserl, sonradan "ideal anlam birlikle-ri"nin varolduğunu ileri sürerek aşmayı denemiş olsa da, mantığın her zaman için bir düşünme öğretisi olduğunu savlayan psikolojist varsayımı kabul eder ki, o daha başlangıçta kendini bir zorlama içine sokmuş olur. O bu varsayıma hep bağlı kaldığından, "ideal anlam birlikleri" öğretisine ancak şu yolla geçebilirdi; İç algıda, bir zamana bağlı öznel, bir de zamana bağlı olmayan nesnel yön vardır ki, düşünme aktı ile düşünce birbirinden bu yolla aynlırlar. Bu gibi zorlamalardan artık kaçınmak gerekir ve mantığı daha somut bir düzlemde görebilmek için, onu, en somut olarak ortaya çıktığı alanla, yani dil ile ilişkisi içinde ele almalıyız. Mantık, dilsel ifadelerin, dile getirmeltnn kesin özelliklerinin, dilsel anlatımlann öğretisi olarak görülmelidir. Çünkü dilsel anlatımlar, düşüncelere karşıt olarak, algılayabildiğimiz, kendilerini hergün çevremizde bulduğumuz trafik işaretleri vb. türünden şeylerdir. Bireysel açıdan bakıldığında, biz "dilsel anlatım"dan, herşeyden önce, dile getirilmiş ya da yazıya geçirilmiş bir dilsel dışlaştırmayı anlanz. Ama ses ve harfleri fonetik benzerliklere dayalı olarak birtuaya getirmemizi sağlayan belirli düzenleyici kurallar olduğunu, yani bireysel açıdan bir dilsel anlatıma başvurmamızı mümkün kılan sağlam lingüistik kurallar bulunduğunu ve bu tür dilsel dışlaştırmalann bir "tümce" sınıfı içinde toplanabileceklerini de biliriz. ("Ben sizin söylediklerinizi şimdi tahtaya yazıyorum." "Şimdi dün söylediğim şeyi tekrarlıyorum.") Ama dilsel anlatımlarımızı böyle bir sınıf altında toplayabileceğimizi kabul etmiş olmakla, az veya çok, bizim bireysel anlatımlarımızı da şekillendiren bir "kendi başına varolan tümce" olduğuna ilişkin bir varoluş savını da kabul etmiş oluruz; tıpkı insanın kan dolaşımı üzerine bir kitap yazan bir yazann, bu yüzden, bir insanın kendi başına bir varoluşu olduğunu düşünmesi, ideal düzeyde bir "insan" tasarlaması gerekeceği-tesettür