tesettür modelleri ve balkanlar bilgiler

tesettür modelleri ve balkanlar bilgiler

 jzergin M. Kemal, Sultan Kanuni Süleyman Han Çağma Ait Tarih Kayıtları, Erzurum 1971.
îanselSelahattin, Su/ton //. Bayezit'in Siyasî Hayatı, İstanbul 1966. lizunçarşılı, İ. Hakkı, Osmanlı Tarihi, C.II, Ankara 1947.
di; Bulgarlar, Sırplar, Romenler, bazı Arnavut ve Araplar da Ortodoks dahildiler. Bu durum XVIII. yüzyıl sonlarına kadar sürmüştür.
OsmanlIlar, Bulgaristan'ın fethinden hemen sonra yoğun birTürkle; İslâmlaştırma faaliyetine başlamışlardır. Bu maksatla Yörük, T'ürkmen.KonJ'^ Tatar gibi Türk toplulukları bu bölgelerde iskan edilmiş; ayrıca XVI, yüzy,||j^ " rında Celali isyanları sırasında bazı Türk gruplan Bulgaristan’a göçiirülnnj OsmanlI döneminde Bulgaristan’daki şehir, kasaba ve köylerde yaşayan nüfusun büyük bölümü "Yörük" olarak bilinmekteydi. Bulgaristan'daki boylarının yerleştikleri sahalar şu şekildeydi: Tanrıdağı (Karagöz) Yörûid,^ 1543’den 1642 yılına kadar olan dönemde Bulgaristan’ın Çırpan, Karacıijijj Eski Zağra, Akçakızanlık, Karinabad, Filibe, Hatuneli, Rus Kasrı, Havas-ıMahnn, Paşa, Ahyolu, Yeni Zağra, Varna, Hısova, Silistre, Şumnu, Pravadi, Çernova, Tırnova ve Razgrad şehir ve kasabalarında dağılmış dururadayi Naldöken Yörükleri de 1543’den 1609’a kadar İhtimam, İzladi, Tatarpazaroj Filibe, Çirmen, Yanbolu, Ahyolu, Şumnu, Varna, Pravadi, Hırsova, Silistre,Aydoj Çernova, Tırnova, Lofça, Niğbolu, Hasköy, Çırpan, Kızanlık, Cisr-i Mustafa Pın Yenice-i Zağra ve Eski Zağra’da yayılmışlardı. Selanik Yörüklerinin bûyûkü kısmı bütün Makedonya ve Teselya’da dağınık ve az sayıda olarak da Bulgaristi; ve Dobuca’da yer almaktaydı. Ofçabolu Yörükleri de Manastır ve Kosovasanai-lanyla az miktarda da Bulgaristan ve Dobruca’da yerleşmişlerdi. Vize Yörükkıi Doğu Trakya ile Dimetoka ve Hasköy’de iskan edilmişlerdi. Kocacık Yârûkltn de 1543-1584 yılları arasında Hırsova, Varna, Pravadi, Aydos, Rus Kasn,Ahyolu Karinabad, Şumnu, Burgaz, Kızılağaç, Yanbolu, Filibe, Silistre, Hacıoğlupazaraj Akkirman, Bender ve Kili'de yerleşmişlerdi.
Bulgaristan, Osmanlı Devleti’nin merkezi olan İstanbul'a yakınlığı ve d(K ğu-batı ulaşım güzergâhı üzerinde bulunması gibi nedenlerden dolayı, ekooe mik ve ticari açıdan oldukça gelişti. Osmanh’nın dinî ve millî alandaki genişho<-görüsünden faydalanan Bulgarlar, genellikle "reâyâ" diye adlandırılan, veıjiji tâbî çiftçi sınıfları olarak kaldılar. XVI. yüzyıldaki resmi kayıtlara göre; Vii ve Rusçuk dışındaki tüm şehirlerde, Müslümanların sayısı Hıristiyanlania! fazlaydı. Bundan sonra Bulgaristan, XX. yüzyıl başlarına kadar Osmanlı yöne timinde kaldı. Osmanlılar tarafından fethinden sonra Bulgaristan'da yepytti ve öncekinden farklı bir mimari ortaya çıkmıştır. Zira Osmanlılar bu topraklı ra yerleşmek üzere geldiklerinden kısa süre içinde Bulgaristan'daki yer ata Türkçeleşmiştir. Bu kadar yoğun bir Türk yerleşmesi örf ve adetlerle birlikte!» yat tarzlarını da beraberinde getirmiştir. Osmanlı devri boyunca burada kurulu köyler, kasabalar ve şehirler sokakları, evleri ve hayır binaları ile Türkleşmişvı Bulgaristan, Anadolu yerleşim bölgelerinden farksız bir görünüm almıştır.Öt yandan Bulgaristan’ın Türkleşmesinde büyük payı olan vakıf sistemi kısa sürek bu topraklarda cami, mescit, tekke, zaviye gibi dinî yapılardan başka medres.
ıbyan mektebi, imaret, türbe, köprü, çeşme, hamam, kütüphane, han, kervan-bedesten gibi kamu yararına yapıların yapılmasını mümkün kılmıştır, jâylece, XV. yüzyıldan Balkanlardan dönüşün başladığı XIX. yüzyılın ikinci yarı-jinakadar Bulgar topraklarında pek çok eser yapılmıştır. Ekrem Hakkı Ayverdi, Uunieli'deki Türk eserlerine dair olan kitabında, birkaç kaynaktan derlemek jjretiyle Bulgaristan’da 2356 cami ve mescit, 142 medrese, 273 mektep, 174 jjltbe ve zaviye, 42 imaret, 116 han, 113 hamam ve ılıca, 27 türbe, 24 köprü, 16 Ijervansaray, 3 bedesten olduğunu tespit etmiştir. Osmanlı döneminde yapıldık-Ijnkesinlikle bilinen yapıların sayısının toplam 3339 olabileceğini ortaya koy-ıııuşk*'’-
OsmanlIlar, fethedilen şehirlerde başta şehrin en büyük kilisesi olmak üzere bazı Hıristiyran ibadethanelerinin cami haline getirilmesi geleneğine bağlı olarak Sofya'da Büyük Ayasofya Kilisesi'ni Siyavuş Paşa Camisi’ne, Tırnova'da lürkazizler Kilisesi'ni Kavak Baba Tekkesi Camisi'ne, Misivri’deki (Nessebar) bir veya birkaç tane kiliseyi camiye çevirmişlerdir. Bütün Bulgaristan şehir, kasaba ve köylerinde OsmanlIlar tarafından yapılmış binlerce cami ve mescidler bulunmakta olup bunlar Türk kültür izlerinin nasıl Anadolu’dan Balkanlara geçtiğinin engûzel örneklerini oluşturur. Öte yandan Bulgaristan'daki tekkeler, OsmanlI'nın Rumeli'ye ilerlemesinde görüldüğü üzere, genellikle Bektaşi tarikatına aittiler, i Bunlardan en tanınmışları Hasköy yakınındaki ‘Otman Baba Tekkesi', Deliorman bölgesindeki 'Demir Baba Tekkesi’ Varna ile Balçık arasındaki 'Akyazılı Sultan Asitanesi', Sofya yakınındaki 'Bali Baba Türbe ve Tekkesi'dir. Osmanlı dönemi ticaret yapılarının başında gelen bedestenlerden örnekler çeşitli şehirlerde bulunuyordu. Bunlar arasında Sofya, Filibe, Yanbolu ve Şumnu bedestenleri önemli bir yer tutup bunlara ilaveten Filibe’deki ‘Kurşunlu Han’ ile Hasköy’deki Kervan Yolu Ham’ hem ticaret hem de mimari bakımlardan önemli eserlerdir. Bulgaristan’da çok sayıda Osmanlı devlet adamlarına ait türbe ile mezarlıklar da vardır ki, bunların mimari özeliklerinin yanında kitabeleri de tarihi bakımdan çok değerlidir. Bunların dışında OsmanlIlar yüzlerce köprü, çeşme, saat kuleleri vehamam gibi eserlerle Bulgaristan'ı süslemişlerdir. Ancak Türklerin bölgeden aynimasından itibaren bu tarihi ve kültürel bakımdan kıymetli eserler zaman içersinde büyük ölçüde yakılıp, yıkılıp tahrip edilmiştir.
Bulgaristan'ın zaptını müteakiben Osmanlı fetih siyasetinin neticesi olarak bölgede çok sayıda vakıf eserler kurulmuştur. Başta Osmanlı Padişahları ve saray mensuplan olmak üzere bölgede faaliyet gösteren akıncı ve sancak beyleri, ölemave özellikle Anadolu’dan buraya iskan edilen halk da pek çokvakıf kurmuş tebu vakıfları ayakta tutabilecek gelir kaynakları tahsis etmiştir. Bu faaliyetlerin bölgenin Türkleşmesi ve İslamlaşmasında önemli rolü olmuştur. Hatta yer yer ^örknüfiıs yoğunluğu ve vakıf eserlerin yaygınlığı Anadolu’dan fazla olmuştur. Hsristan'da sayıları binlerle ifade edilen vakıfların çoğu yöresel küçük çaplı
vakıflar olmakla birlikte özellikle büyük şehirlerde geniş gelir kaynaklar hip abidevi vakıflar da bulunmaktaydı. Bölgedeki vakıflar sayı bakımmıjj'*■ duğu gibi tür olarak da zengindi. Burada zamanla bir çok vakıf köyler, me; çiftlikler oluşmuş ve bunlara bağlı olarak vakıf reayası meydana gelmiştir, Bulgaristan’da pek çok para vakfına (vakf-ı nükud] rastlanmaktaolupbutılajj ğer emsalleri gibi "muamele-i şer'iyye" adıyla yılda % 15'e varan birkârtjjjj tiyle işletilmekteydi.
tesettür modelleri Fransız İhtilali'ni takip eden dönemde Avrupa’nın her tarafına yayılan *151 yetçiiik" fikri Osmanlı Devleti bünyesinde bulunan toplumları da etkilemiştir.^ akımın bir neticesi olarak Rum kontrolünde bulunan Ortodoks kilisesininstatj süne, Rumlar dışındaki Ortodoks unsurlar tarafından itiraz edilmeye başianıuj^ tır. Fener Patrikhanesi, sahip olduğu geleneksel yetki ve imtiyazları, zamantj. man keyfiliğe ve Rum olmayan unsurları sindirmeye kadar götürmüştür, Rumij^ patrikhane içindeki nüfuzları sayesinde Bulgaristan’daki bütün dinî makambr ele geçirdikleri gibi, o bölgenin ticaretinde de önemli bir hâkimiyet kurmuşbt, dı. Bütün amaçları Bulgaristan’ı Rumlaştırmaktı. Buna rağmen BulgarlarFenj, Patrikliğine bağlı kalmalarına karşın kendi millî ve kültürel değerlerini konim yönünde kısmen başarılı olmuşlardır. Müzik, sanat ve edebiyat alanlanndaa sayıda da olsa bazı eserler vermişlerdir. Bunlar, manastırlarda keşiş tarafinıiaı verilen eğitim ve öğretimlerini sürdürmüşlerdir. Özellikle Bulgar 'St Geoijı Zograf’ manastırı çok sayıda keşiş ve araştırmacıyı Aynaroz manastırına dermeyi başarmıştı. Öte yandan Rila Manastırı Bulgaristan’ın en büyük dinivı ruhani merkezi olmasına rağmen Osmanlı döneminde önemini kaybetmeye başlamıştır. XVI. yüzyıldan itibaren Bulgarlar ve Avrupa Katolik dünyası arasındaki ilişkiler canlanmaya başlamıştır. XVII. yüzyılda Katolik din adamları Avnıpak yönetici tabakadan önce Bulgaristan meselesine içtenlikle sahip çıkarakbuyön de çalışmalar yapmışlardır. Fener Ortodoks Patriği, 1800’lü tarihlerde metni-politlere gönderdiği bir tamimle Bulgar kilise mekteplerinin kapatılmasını,ki liselerde yalnız Yunanca yazılmış din kitaplarının okunmasını ve kullanılraasmı emretmiştir. Nitekim, Rum Papazı Hilaryan, Tırnova Katedrali’nin mihrabı arkasında bulduğu eski Bulgar patriklerine ait kütüphaneyi merasimle yaktırmış-tır. Patrikhanenin Bulgarlar üzerindeki baskısı, Sultan Abdülaziz’in Bulgarlan 1870’de ayrı bir kilise kurmalarına müsaade etmesine kadar devam etmiştir,
Osmanlı Devleti’nin azınlıklara tanıdığı serbestlik çerçevesinde kendi dille rinde eğitim yapma hakkı verilmesinden yararlanan bütün diğer gayrimüslimler gibi Bulgarlar da kendi kiliselerinde eğitim-öğretimlerini devam ettirmişlerdir Bunun için kilise bünyesinde kurumlar açmışlardır. Bu kurumlar dinî niteliğiajıı basan bir eğitim düzenini benimsemişler, dolayısıyla da kiliselere bağlı kurum 1ar halinde teşkilatlanmışlar, zamanla da örgün eğitim-öğretim kurumu haline getirilmişlerdir. Bir süre eğitim-öğretimlerine bu şekilde devam eden kurumto
BALKANLAR EL KİTABİ 323.tesettür modelleri

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder